• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
TARİHİN ZAMAN İÇİNDEKİ YERİ

TARİHİN ZAMAN İÇİNDEKİ YERİ

Tarih yazı ile başlar.

 

Ezelde kâinat yaratıldı. Dünyamız bir milyar yıl önce teşekkül etti, ilk deniz hayvanları yarım milyar, ilk kara hayvanları 350 milyon yıl önce ortaya «çıktı. İlk memeliler 70 milyon, ilk insan yarım milyon yıl önce göründü. İnsanoğlu, 500.000 yıl “tarihöncesi” devirlerini yaşadı ve “tarih” devresine geçmek için şart olan yazıyı bulmak yolunda 500.000 yıl geçirdi.

Tarih, bundan 6.000 yıl kadar önce Mezopotamya’da Sümer’de başladı. Sonra Mısır ve diğer Yakın Doğu ülkeleri tarih devresine girdiler. Şu halde tarih denen ilim, insanoğlunun dünya üzerinde zamanımıza kadar yaşadığı müddetin ancak takriben 80 de birini inceleyen bir bilgidir.

Mensup olduğumuz Türk kavmi, tarihe ancak 4.000 yıl önce giriyor. Fakat biz, Türklerin tarihini, ilk imparatorluklarını kurdukları M. Ö. III. yüzyıldan, ilk “Büyük Türk Hakanı” Tuman (Teoman) Yabgu’dan beri biliyoruz. Şu halde Türklerin tarih içindeki hikâyeleri, zamanımıza kadar gelen son 2.200 yılın çerçevesine girmektedir.

Her devirde insanoğlu, insanlık tarihinin son devrelerini yaşadığı gibi bir duyguya kapılmıştır. Bizde de, Türk tarihi sanki devrini tamamlamak üzere olduğu gibi bir duygu var. Türklerin başka hiç bir milletle mukayese edilemeyecek büyüklükte bir coğrafya alanı üzerinde, akıl almaz batıp çıkmalarla yüklü macerası, bizdeki bu belirsiz duyguyu desteklemektedir. Fakat bu duygu, hiç bir müspet ve İlmî temele dayanmamaktadır. Zira önümüzdeki yüzyıllar,, geride bıraktıklarımızın yanında, şüphesiz çok daha fazladır.

Bize tarihin sanki son devresinde yaşıyormuşuz duygusunu veren başlıca sebep, insanlığın gittikçe baş döndürücü bir hızla ilerlemesidir, öyle ki, gelişme mefhumu, zamanla yaptığı yarışı kazanmış durumdadır. Söylediğimiz gibi yazıyı bulmak için 500.000 yıl bekleyen insanoğlu, daha yüzyıl öncesine kadar en hızlı ulaştırma, hattâ haberleşme vasıtası olarak ata sahipti. Bugün ses duvarı çoktan aşılmıştır ve insanoğlunun imanı, ışık duvarının aşılabileceğine inanmak derecesinde güç kazanmıştır.

Barutun topa uygulanması XV. yüzyılda, buharın makineye tatbiki XVIII. yüzyılın sonlarındadır. Elektrik, sanayie XIX. yüzyılın sonlarında girmiş,, atom çekirdeği, ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda parçalanabilmiştir. Gündelik hayatımızı değiştiren veya etkileyen değişikliklerin hemen hepsi son 200 yıl içinde, en büyükleriyse son yarım yüzyılda olmuştur. Eski Roma toplumuyla XVI. yüzyıl toplumunun gündelik hayat bakımından pek az farkı olmasına rağmen, büyükbabalarımızın geçen yüzyıldaki yaşayışlarıyla bizim bugünkü yaşayışımız arasındaki fark çok büyüktür.

 

İnsanlık tarihinin içinde çok kısa bir devre teşkil eden bu son çağ, Türk tarihinde bir gerileme, hattâ. çözülme ve çökme devresine tesadüf etmiştir. Ancak daha önemli olan çağ bundan önceki değil, bundan sonrakidir. Gelecek zaman, geçmiş olandan şüphesiz çok daha fazla şey getirecektir. Esasen dünyamızın yaşı, bilginlere göre, bir milyar yıl olduğu halde, daha dört milyar yıl ömrü vardır. Dört milyar yıl sonra da şüphesiz değil yalnız Güneş Sistemi, fakat Kâinatın büyük bir parçası fethedilecektir. Üzerinde yaşadığımız dünyanın hayatı, çok uzun da olsa, sınırlı olabilir. Fakat Kâinat, ebedîdir. Ezelî olduğu gibi.

Tarih çağlarının zaman içindeki yerinin ne derece küçük ve ehemmiyetsiz olduğunu gördük. Dünya, Güneş Sistemi ve Güneş Sistemi de Kâinat içinde ne derecede önemsizse, tarih çağları da zaman içinde aynı durumdadır. Türk tarihinin tarih içindeki yerine gelince, tarihin en büyük bahislerinden biri olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Türk tarihinin, 2.200 yıl boyunca muntazam diyebileceğimiz bir akışı vardır. 2.200 yıl önce Teoman ve oğlu Mete’nin Büyük Türk Hakanlığı gerçi Asya kıt’asının bütün kuzey yansını kaplıyordu. Fakat Türklerin ağırlık noktası, anayurtları Kuzeydoğu Asya, bugünkü Moğolistan, Çin’in kuzeyi idi. Büyük Türk Hakanlığı’nı kuran Hun hanedanının yerine geçen sırasıyle Tabgaç, Avar ve Göktürk hanedanları zamanında da durum aynıdır. Türk İmparatorluğunun merkezi, daima Baykal Gölü’ne dökülen Orhun ırmağı çevresindedir. Türkler, esas bakımdan bir Uzak Doğu kavmidir. Kendilerine en yakın açık deniz, Büyük Okyanus’tur. Göktürklerin yerine geçen Uygur hanedanında da bu durum yüzyıl için değişmez. Ancak 845 yılında Uygurlar, şimdiki Moğolistan’dan güneybatıya, Doğu Türkistan’ın kuzeydoğusuna inerler. Bu suretle Büyük Türk Hakanlığının Moğolistan çevresini anayurt edindiği 1.065 yıllık devre son bulur. Türklerin ağırlık merkezleri, Doğu Türkistan’a, tam Orta Asya’ya, tamamen kapalı kıt’aya doğru kayar. Uygurların yerine geçen ve Müslüman dinini kabul ederek Türklerin günümüze kadar istikbalini tayin eden Karahanlı hanedanında da durum aynıdır. Ancak Karahanhlar, Batı Türkistan’a gelerek, Büyük Türk Hakanlığı’nın ağırlık merkezini biraz daha Yakın Doğu’ya doğru kaydırırlar.

1040 yılında Karahanlıların yerine geçen Selçuklular, artık Büyük Türk Hakanlığı’nı Akdeniz’e çıkartmak suretiyle tamamen bir Yakın Doğu devleti haline getirirler. Türkleri açık denize çıkaran Selçuklular, Türk tarihinin dönüm noktasını teşkil ederler. Çünkü üstelik Anadolu’yu fethetmişler, bu ülkeyi ikinci ve ebedî Türk anayurdu hâline getirmişler ve Türkiye devleti kurmuşlardır. Selçuklulardan sonra Türkistan, yani Doğu Türk âlemi, ikinci derecede kalır.

 

Türk tarihinin bu umumî akışının dışında kalan bir Türk tarihi de vardır ve son derece haşmetlidir. Çin’de saltanat sürmüş Türk hanedanlarını saymasak bile, başlı başına, yüzyıllar süren bir Hindistan, bir Mısır, bir Doğu Avrupa Türk tarihi vardır. Selçukluların bıraktığı yerden Türk tarihinin"7 tabiî yolunu devam ettiren hanedan ise, Osmanoğulları’dır. Tarihî ehemmiyet bakımından Osmanlı tarihi, bütün Türk tarihinin yüzde ellisinden fazlasını toplar. Osmanlı tarihi, Selçuklu, Beylikler ve Cumhuriyet devirleri dışındaki Türkiye tarihini teşkil eder ve Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en büyük bahsidir. Türk Osmanlı Cihan İmparatorluğu, tarihin 6.000 yıldan beri gördüğü en azametli devletlerden biri, belki birincisidir.

 

Kaynak: Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, MEB, İstanbul, 1989. S.3-7

Yazının pdfsi için tıklayınız.

  
941 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret772476
Saat