• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
CHARLEMAGNE

CHARLEMAGNE

(742-814)

 

Ortaçağ imparatoru Charlemagne (Şarlman - Büyük Şarl Frankların kralı, Saksonya fatihi, kutsal Roma İmparatorluğunun kurucusu ve tarihte Avrupa'nın en önde gelen hükümdarlanndai biriydi.

Charlemagne, 742 yılında dünyaya gelmiştir. Daha sonra başkent ilân ettiği Aachen şehri yakınlarında doğduğu sanılıyor. Babası Kısa Pepin, büyükbabası ise 732 yılında Tours savaşında kazanıldığı zaferle Müslümanların Fransa'yı fethetme girişimlerini geril püskürten Charlemagne Martel'di. Pepin 751'de Frankların kralı ilan edilerek güçsüz Merovenj hanedanını sona erdirmiş ve Charlemagne'dan dolayı günümüzde "Karolenj" olarak bilinen yeni bir hanedan kurmuştu. Pepin 768'de öldü, Frank krallığı Charlemagne ve kardeşi Karloman arasında paylaşıldı. Charlemagne ve Frankların birliği adına talihli bir tesadüfle, Karloman 771 yılında beklenmedik şekilde öldü. Bu olay yirmi dokuz yaşındaki Charlemagne'ın, batı Avrupa'nın en güçlü devleti haline gelmiş Frank krallığının tek hükümdarı olmasını sağladı.

Charlemagne'ın tahta çıktığı dönemde Frank devleti; esas olarak günümüzde üzerinde Fransa, Belçika ve İsviçre'nin bulunduğu topraklardan oluşuyor, bugün Hollanda ve Almanya'ya ait olan toprakların önemli bir kısmım da elinde tutuyordu. Charlemagne sınırlarını genişletme konusunda hiç vakit kaybetmedi. Karloman'ın dul eşi ve çocukları kuzey İtalya'daki Lombardiya krallığına sığınmışlardı. Charlemagne yine bir Lombardiyalı olan karısı Desiderata'yı boşayarak ordusunu kuzey İtalya'ya sürdü. 774 yılında Lombardlar en son yenilgilerini aldılar. Hükümranlığının güçlenmesi için buraya dört sefer daha düzenlenmesi gerekmekle birlikte, Kuzey İtalya Charlemagne'ın mülküne katıldı. Karloman'm dul eşi ve çocukları Charlemagne'm eline düştüler ve bir daha yüzlerini gören olmadı.

Belki daha önemli, kesinlikle de daha zor olan; Charlemagne'm kuzey Almanya'nın büyük Saksonya bölgesini zapt etmesiydi. Bunun için; birincisi 772'de, sonuncusu da 804 olmak üzere en az on sekiz sefer düzenlendi. Saksonlara karşı savaşın bu kadar uzun süreli ve kanlı olmasının sebepleri arasında dinsel etkenler mutlaka yer almaktadır. Saksonlar putperesttiler ve Charlemagne Sakson tebaanm tümünün Hıristiyanlığı kabul etmesinde ısrarlıydı. Vaftiz edilmeyi reddeden ya da daha sonra puta tapınmaya devam edenler öldürülüyordu. Bu dinin zorla kabul ettirilmesi sürecinde Saksonya nüfusunun dörtte birinin öldürülmüş olduğu yolunda tahminler bulunmaktadır.

 

Charlemagne bu bölgelerdeki gücünü pekiştirmek amacıyla güney Almanya ve güney batı Fransa üzerine de seferler düzenledi. İmparatorluğunun doğu cephesini sağlamlaştırmak için Avarlarla bir dizi savaş yaptı. Avarlar, Hunlarla akrabalığı olan Asyalı bir halktı ve günümüzde Macaristan ve Yugoslavya'nın bulunduğu topraklan ellerinde tutuyorlardı. Charlemagne Avar ordusunu en sonunda kesin bir yenilgiye uğrattı. Saksonya ve Bavyera'nın doğusundaki yerler zapt edilememekle birlikte, Frank egemenliğini tanıyan diğer ülkeler doğu Almanya'dan Hırvatistan'a kadar ince bir şerit oluşturuyordu.

Charlemagne güney cephesini de emniyete almaya çalıştı. 778'de İspanya'yı işgale kalkıştı. Bu girişim başarısızdı ama Charlemagne, kuzey İspanya'da egemenliğini tanıyan "İspanyol sının" adlı bir sınır devleti kurmayı her şeye rağmen başarmıştı.

Kazandığı çok sayıda savaş sonunda (kırk beş yıllık hükümranlığı boyunca Franklar dış ülkelere elli dört sefer düzenlediler) Charlemagne batı Avrupa'nın büyük kısmını egemenliği altında birleştirmeyi başardı. İmparatorluğu, zirvede olduğu dönemde, günümüzün Fransa, Almanya, İsviçre ve Avusturya'sını ve bugün Belçika, Hollanda ve Lüksemburg'un bulunduğu bölgeyi kapsadığı gibi, İtalya'nın büyük bir bölümünü ve çeşitli sınır bölgelerini de içine alıyordu. Roma imparatorluğunun yıkılmasından bu yana Avrupa'nın bu kadar büyük bölümü tek devletin yönetimine girmemişti.

Charlemagne saltanatı boyunca Papalıkla yakın siyasal işbirliği içinde oldu. Ancak, bu ortaklıkta baskın tarafın Papa değil Charlemagne olduğu da her zaman çok açıktı.

Charlemagne'ın saltanat döneminin doruk noktası ya da en azından en meşhur olayı, Roma'da, 800 yılının Noel gününde gerçekleşti. O gün, Papa III. Leo Charlemagne'ın başına bir taç koydu ve O'nu Romalıların imparatoru ilan etti. İlkesel olarak bu, üç yüzyılı aşkın süre önce yıkılan Batı Roma imparatorluğunun diriltildiği ve Charlemagne'ın Avgustos Ceasar'ın yasal halefi olduğu anlamına geliyordu.

Aslına bakılırsa, Charlemagne imparatorluğunun Roma'nın dirilişi olduğunu öne sürmek elbette saçmaydı. Öncelikle, iki imparatorluğun yönettikleri topraklar birbirlerinden oldukça farklıydı. Bütün büyüklüğüne karşın Charlemagne'ın imparatorluğu batı Roma İmparatorluğunun ancak yarısı kadardı. Her iki imparatorluk tarafından alınmış topraklar; Belçika, Fransa, İsviçre ve kuzey İtalya'dan ibaretti. Bir zamanlar Roma imparatorluğu sınırları içinde bulunan İngiltere, İspanya, güney İtalya ve kuzey Afrika Charlemagne'ın denetimi dışında kalırken; topraklarının önemli kısmını oluşturan Almanya Roma egemenliğine hiç girmemişti. İkinci olarak Charlemagne; ne doğum, ne bakış açısı ne de kültür olarak, kısacası hiçbir bakımdan Romalı değildi. Franklar bir Alman (Töton) kabilesinden gelmeydiler ve Charlemagne'm ana dili Latinceyi de öğrenmiş olmasına rağmen eski bir Alman lehçesiydi. Charlemagne hayatının büyük kısmım kuzey Avrupa'da, özellikle de Almanya'da geçirmiş ve İtalya'ya sadece dört kere gitmişti. İmparatorluğunun başkenti Roma değil, günümüz Almanyasının Alman-Belçika sınırı yakınlarındaki Aachen'dı.

Charlemagne'm her zamanki keskin zekası, tahtının varisi konusunda O'nu fena halde yanılttı. Hayatının çoğunu batı Avrupa'nın büyük bir bölümünün bir araya getirilmesi için savaşmakla geçirmiş olmasına karşın, ölümünden sonra imparatorluğun üç oğlu arasında paylaştırılmasından daha akıllıca bir plan yapamadı. Böyle bir yöntem genelde savaş ilanı için yanılmaz bir reçetedir. Ancak, iki büyük oğlu Charlemagne'dan kısa süre önce öldüklerinden, babasının Aachen'da 814 yılında ölümünün ardından en küçük oğlu Dindar Louis imparatorluğu bir bütün olarak devraldı. Ancak, veraset konusunda Lui de babasından daha iyi bir karar veremedi; O da imparatorluğu oğulları arasında paylaştırmak istedi. Lui'nin oğulları aralarında bir zaman savaştıktan sonra Frank imparatorluğunu üçe bölen Verdun anlaşmasını imzaladılar (843). Birinci kısım günümüz Fransasının üzerinde bulunduğu toprakların büyük kısmını, İkincisi Almanya'nın büyük bölümünü kapsıyor, üçüncüsü de kuzey İtalya'dan ve Fransız-Alman sınırını kuşatan geniş bir toprak şeridinden oluşuyordu.

Bu arada, Charlemagne'm nüfuzunun benim öne sürdüğümden daha da fazla olduğunu düşünenler vardır. Roma İmparatorluğunu dirilttiği, batı Avrupa'yı yeniden bir araya getirdiği ve batı Avrupa'nın bu noktadan sonraki tarihinin akışını tayin ettiği, batı Avrupa'yı dış tehditlerden koruduğu, Fransa, Almanya ve İtalya'nın sınırlarını yaklaşık olarak tayin ettiği, Hıristiyanlığı yaydığı ve kendisine Papa tarafından taç giydirilmesinin Avrupa'da yüzyıllardır sürecek Kilise-Devlet çatışmasına ortam hazırladığı söylenmektedir. Bana göre bu tür iddialar fazlaca abartılıdır. Birinci olarak, Kutsal Roma İmparatorluğu diye anılan devlet hiç de Roma İmparatorluğunun dirilmesi değil, Charlemagne'a babasından miras kalan Frank krallığının devamıdır.

Batı Avrupa'nın bütünleşmesi, Charlemagne bunu başarsaydı, gerçekten de çok anlamlı olurdu. Ancak Charlemagne'm imparatorluğu ölümünden sonraki otuz yıl içinde dağıldı ve bir daha asla birleşemedi.

Fransa, Almanya ve İtalya'nın günümüzde sahip olduğu sınırların ne Charlemagne ne de dindar Lui ile hemen hiçbir ilgisi yoktur. İtalya'nın kuzey sının büyük ölçüde Alp dağlarının oluşturduğu doğal coğrafi sınır boyunca uzanmaktadır. Frank-Alman sınırı ise hemen hemen buralarda konuşulan dillere göre oluşmuş bir sınırdır ve hemen hemen eski Roma imparatorluğunun kuzey sınırıdır.

 

Charlemagne'a Hıristiyanlığın yayılması konusunda paye verilmesi bana hiç de haklı gerekçelere dayanan bir olay gibi gelmiyor. Hıristiyanlık, Charlemagne'ın saltanat döneminden yüzyıllarca önce Avrupa içinde kuzeye doğru yayılmaktaydı ve daha sonra da yüzyıllar boyu yayılmasını sürdürdü. Charlemagne'ın Sakson-lan Hıristiyanlığa zorlaması ahlaki açıdan dehşet verici oluşu bir yana, tamamen gereksizdi de. İngiltere'deki Anglosaksonlara Hıristiyanlık katliam yapılmadan kabul ettirilmiş ve sonraki yüzyıllar içinde çeşitli İskandinav halkları da güç kullanılarak değil ikna yoluyla Hıristiyanlığa döndürülmüşlerdi.

Charlemagne'ın kazandığı askeri zaferlerle batı Avrupa'yı dışarıdan gelecek saldırılara karşı korumayı başardığı düşüncesi hakkında neler söylenebilir? Öyle olmamıştır. Avrupa'nın batı kıyılan, dokuzuncu yüzyılın tamamında Vikingler ya da Norveçlilerin (Norsların) bitmez tükenmez yıkıcı saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Aynı zamanda, Macar atlıları Avrupa'yı doğudan işgal etmiş ve Müslüman akıncılar kıtanın güneyinde sıkıntı yaratmışlardır. Bu dönem Avrupa'nın en az güvende olduğu dönemlerden biriydi.

Din dışı kurumlar ve Kilise arasındaki üstünlük çatışması Avrupa tarihinin süregelen özelliklerinden biriydi ve Karolanj imparatorluğuna dahil olmayan bölgelerde de yaşanmaktaydı. Bu çatışma aslında orta çağ kilisesinin ihtirasından arta kalan birşeydi ve (biraz farklı bir biçimde de olsa) Charlemagne'sız da yürüyecekti. Roma'daki taç giyme töreni ilginç bir olaydı ama çatışmanın tümü üzerinde hayati bir etken olmaktan çok uzaktı.

Eğitim görmüş bir Çinli ya da Hintliyi; Charlemagne'ın Shih Huang Ti, Cengiz Han ya da Asoka gibi insanlarınkine yakın bir önem taşıdığına inandırmanın zor olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de, Charlemagne Sui Wen Ti ile karşılaştırılırsa Çin imparatorunun daha önemli olduğu açıkça görünür. Çin'in Sui Wen Ti tarafından sağlanan bütünlüğü uzun süren bir etki yaratmıştı, oysa Charlemagne'ın batı Avrupa'ya getirdiği bütünlük bir yüzyıl zor dayanmıştır.

Charlemagne'ın önemi Avrupalılar tarafından olduğundan fazla değerlendirilmekle birlikte, kısa vadeli etkisinin büyüklüğünden de şüphe yoktur. Lombard ve Avar devletlerini yıkmış ve Saksonya'yı zapt etmiştir. Yaptığı savaşlar sırasında fazla sayıda insan ölmüştür. Olumlu yönden bakılırsa, saltanat sürdüğü dönemde kısa bir kültürel rönesans yaşanmış; ancak ölümünden hemen sonra sona ermiştir.

Charlemagne'ın yaptıklarının çeşitli uzun vadeli sonuçları da olmuştur. Charlemagne'dan sonra, Alman imparatorları İtalya'yı hükümranlıkları altına almak için yüzyıllarca süren, tamamıyla beyhude bir çaba içine girmişlerdir. Önlerinde Charlemagne örneği olmasaydı İtalya'ya bakmayıp kuzey ya da doğuya doğru genişlemeye daha fazla çaba gösterecek olmaları muhtemeldir. Charlemagne'ın kurduğu Kutsal Roma imparatorluğunun on dokuzuncu yüzyıl başlarına kadar sürmüş olduğu da bir gerçektir. (Ancak bu sürenin büyük kısmında Kutsal Roma İmparatorluğunun gerçek gücü pek azdı ve Almanya'da iktidar çok sayıda küçük devlet arasında paylaşılmıştı.)

Ama Charlemagne'm yaptığı en büyük iş muhtemelen, Saksonya'ya boyun eğdirmesiydi. Böylece bu önemli bölge Avrupa uygarlığının akışına kapılmıştı. Bu olay Julius Ceasar'ın Galya'yı fethine benzemekteyse de, Saksonya Galya'dan çok daha küçük bir bölge olduğundan Galya'nın fethiyle aynı önemi taşımamaktadır.

 

Kaynak: Michael H. Hart, Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100, Neden Kitap Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. 460-465

Yazının pdfsi için tıklayınız.

  
1304 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam33
Toplam Ziyaret772649
Saat