• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ VE SURİYE TÜRKLERİNİN DURUMU (1999'A KADAR)

TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ VE SURİYE TÜRKLERİNİN DURUMU

 

Dr. Türel YILMAZ

G. 0. İ.İ.B.F.- Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

I- İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNE GENEL BİR BAKIŞ

1-Büyük Suriye Projesi

     Suriye, stratejik önemine rağmen, bağımsızlığını aldığı 1936 yılından itibaren iç çekişmelerin sürdüğü sorunlu ülkelerden biri olmuştur. Fransa'nın 1936 yılında ülkeden çekilmesiyle birlikte darbeler dönemi başladı ve ülkede yirmi yıl içinde tam altı büyük darbe oldu. 1958-1961 yılları arasında, üç yıllık bir süre ile "Birleşik Arap Cumhuriyeti" adı altında Mısır ile birleşik bir devlet olarak hüküm sürdü. Ancak 1961 yılında "Suriye Arap Cumhuriyeti" adı ile tekrar uluslararası platforma bağımsız ve tek devlet olarak döndü. 1963 yılında ülkedeki tek siyasal parti olan Baas Partisi, yönetimi ele geçirdi. 1966’da ülkedeki en son darbeyi yapan Salih el-Cedid 1970 yılında devlet başkanlığını Hafız Esad’a devretti ve o zamandan bugüne (1999 yılı) Suriye’de “Hafız Esad” hüküm sürmektedir.

Suriye, siyasi sorunlarının yanı sıra, ekonomik olarak da büyük sıkıntılar içindedir. 1980'li yıllarda uluslararası terörizmi destekleyen uygulamalarından dolayı, bu ülkeye yapılan Amerikan yardımları da durmuştur. Nüfus artışı olağanüstü yüksek düzeydedir. Toplam nüfusu, 14.887.000 olan Suriye, çeşitli etnik gruplan da bünyesinde barındırmaktadır. Suriye'de yaşayan toplam nüfusun % 89'unu Araplar oluşturmaktadır. Bunu % 6 ile Kürtler izler. % 5'lik dilimi ise Türkler, Ermeniler ve diğer gruplar teşkil eder. Suriye'nin dini yapısı da farklılık göstermektedir. Sünni Müslümanların oranı % 75 civarındadır. Nüfusun % 11’ini Nusayriler, % 10’unu Hıristiyanlar ve % 3'ünü de Dürzi İsmaililer oluşturur.

Suriye'deki iç çekişmelerin tohumları, Birinci Dünya Savaşı sonunda Fransızlar tarafından atıldı. Fransızlar ilk olarak, Suriye'yi mezhep ve etnik temeller üzerinde böldüler. "Büyük Suriye" olarak tasavvur edilen ülke, bugünkü Lübnan, Çukurova ve 37'nci paralelin geçtiği Güneydoğu Anadolu'yu içine alıyordu. 1920 yılında Fransızlar Suriye'yi Lübnan Devleti, Şam Devleti, Halep Devleti (İskenderun Sancağı özel bir statü ile bu devlete bağlandı), Lazkiye çevresinde Alevi Bölgesi ve bugünkü Ürdün sınırındaki Cebel-i Dürzi çevresinde Dürzi Bölgesi olmak üzere çeşitli bölgelere ayırdılar. 1922 yılında Alevi Bölgesi, Alevi Devleti adını aldı. Bunun ardından Dürzi Bölgesi de bağımsızlığını ilan etti. Şam ve Halep devletleri, İskenderun Sancağının kısmi özerkliği saklı kalarak, Suriye Devleti adı altında birleştiler. Suriye sınırını belirleyen anlaşma, 1930 sonuçlandırıldı. Bekaa Vadisi Suriye’den den kopartılarak, Lübnan dağına eklendi ve Lübnan Devleti kuruldu.  Şam ve Halep devletlerinin birleşmesiyle oluşan Suriye Devletine 1936 yılında Alevi ve Dürzi devletleri de katıldılar. Alevi ve Dürziler, 1939 yılında tam özerklik elde etmiş olmakla birlikte, 1942 yılında tekrar Suriye'nin bir parçası haline geldiler.

Suriye, Osmanlı İmparatorluğu yıkılana kadar, Türkiye'deki Toros Dağlarından başlayarak, Mısır'ın kuzeyine ve Arap Çölünün güneyine kadar uzanan ve Akdeniz'i batısına alarak, doğuda Mezopotamya'yı içine alan geniş bir bölgeye yayılmaktaydı. Diğer bir deyişle, bugünkü Lübnan, İsrail, Ürdün, Batı Irak, Güneydoğu Anadolu ve Suriye'yi içine almaktaydı. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi Büyük Suriye Projesi’nin Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batılı devletler tarafından yok edilmesi ve Büyük Suriye'nin

Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin olarak dörde bölünmesi, ayrıca Filistin'de bir Yahudi devletinin yani İsrail'in kurulmasına destek vermeleri, Suriye'nin dış politikasında Batı aleyhtarı bir politika izlemesine yol açmıştır. Suriye'nin halen Büyük Suriye ideali peşinde koşması, bölgedeki komşularına özellikle de Türkiye'ye tehdit teşkil etmektedir.

 

2-Büyük Suriye Politikasının Türkiye-Suriye İlişkilerine Etkileri

 

Türkiye'nin en uzun sınıra sahip olduğu komşusu Suriye'dir. Bununla birlikte ilişkilerinde en ciddi problemlerle karşılaştığı komşusu da Suriye'dir. Suriye ile Türkiye arasında sınır sorunu, su paylaşım sorunu ve Suriye'nin terörizme verdiği destek gibi sorunlar mevcuttur. Ancak bu sorunlara potansiyel olarak mevcut olan başka bir sorunu da eklemek gerekmektedir: Suriye'deki Türklerin sorunu.

Gerçekte bu sorunların altında, geçmişte iki ülke arasındaki tarihi sorunlar yatmaktadır. İki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman dostane olmadı. Geçmişte, iki ülke arasındaki tarihi şüphe ve önemli toprak tartışması, Doğu-Batı gerginliği ile şiddetlendi. Doğu-Batı gerginliğinin açıkça Türkiye-Suriye ilişkilerine yansıdığı dönem, 1950’li yıllardır. Başlangıçta sınıra ilişkin olarak ortaya çıkan gerginliğin kısmen bertaraf edilmesine rağmen, Türkiye ve Suriye, birbirlerini iki kutuplu dünyanın karşı tarafları olarak görmeye devam ettiler.

 Sınır sorunu, daha açık bir ifadeyle Hatay sorunu, "Büyük Suriye Projesi"nin bir sonucudur. Ancak su sorunu, 1976 yılında Karakaya Barajı’nın dolumu esnasında gündeme geldi. Terör ise, 1980’li yılların başından itibaren, su hususunda Türkiye’den daha fazla tavizler almak amacıyla, Suriye'nin Türkiye'ye karşı muhalif grupları barındırma, besleme ve yönlendirme çabalarıyla ortaya çıktı. Suriye'deki Türklere gelince, bu sorun Türkiye'nin Suriye'ye karşı oynayabileceği bir koz olabilir. Sorun, henüz iki ülke arasında ciddi boyutlara ulaşmamakla birlikte, potansiyel bir sorun olarak mevcut bulunmaktadır.

İki ülke mevcut ilişkilerinde, birbirlerine karşı eleştirilerde bulunmaktadırlar. Suriye, Türkiye'yi Hatay'ın haksız olarak Türkiye topraklarına dahil edilmesi, Türkiye'nin İsrail'i tanınması ve İsrail yanlısı tutumu, su konusunun Türkiye tarafından bir baskı aracı olarak kullanılmak istenmesi hususlarında eleştirmektedir.

Şubat 1985'te, İstanbul'daki Suriye Başkonsolosu Ali Mustafa, Suriye’nin Türkiye ile ilişkilerindeki pürüzleri, Suriye’nin,  Türkiye-Suriye sınırını tanımadığı, Hatay'da yapılmış olan referandumun sadece Türkiye ile Fransa'yı bağladığı, Suriye ile hiçbir ilgisi olmadığı şeklinde ifade etti. Ayrıca, Ali Mustafa, Suriye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) nedeniyle, Türkiye ile ilişkilerinin bozuk olduğunu ve dev Atatürk Barajı'nın Suriye'nin çıkarlarını zedeleyeceğini ve sorunun çözülmesi için bir uluslararası anlaşma yapılmasının şart olduğunu söyledi.

Türkiye'nin Suriye'ye yönelttiği eleştiriler ise, Suriye'nin Hatay dahil, Türkiye'nin bazı topraklarında gözü olması, başta terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi-Partiya Karkeren Kurdistan) olmak üzere, Türkiye'ye muhalif terörist örgütlere destek vermesi ve Suriye'nin su karşılığında PKK’ya vereceği desteği keseceği şeklindeki tutumudur.

Türkiye-Suriye ilişkilerinde, 1970 yılında iktidara gelen ve Baas Partisi’nin milliyetçi kanadında yer alan "Hafız Esad" büyük önem taşımaktadır. Bunda Hafız Esad'ın Samandağlı ve Nusayri mezhebinden bir Arap olmasının büyük etkisi vardır. Hatay bölgesi, Hafız Esad'ın anayurdudur. Nusayriler, Suriye'nin Lazkiye şehri başta olmak üzere Hatay, İskenderun, Adana ve Mersin yöresinde yaşamaktadırlar. Buradan Hafız Esad'ın Büyük Suriye hayalleri ve Türkiye hakkındaki görüşleri açıkça ortaya çıkmaktadır. Gerçekte Hatay üzerindeki emeller Hafız Esad'ın Nusayri’li olmasından ziyade Baas'ın programından kaynaklanmaktadır. 1947 yılında Baas'ın ilk kongresinde kabul edilen programda tanımlanan "Arap Vatanı" içinde Türkiye'nin Hatay dahil, güney topraklarının bir kısmı da yer almaktaydı. Baas, özellikle Hatay tekrar Suriye'ye verilinceye kadar, Arap ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerini kesmelerini istemektedir. Doğal olarak, Türkiye-Suriye ilişkilerinde Baas ve Hafız Esad faktörleri önemli rol oynamaktadır.

Suriye, 1960'lı ve 1970'li yıllarda sık sık sınırdan kaçak malların Türkiye'ye sokulmasına göz yumdu. Bu durum, Türkiye'yi rahatsız etmekteydi. Bundan başka, Suriye'nin Türkiye'de faaliyet gösteren solcu radikallere ve Kürt ayrılıkçı gruplara silah yardımı yaptığı söylentileri ortaya atıldı. Suriye, uluslararası forumlarda da genellikle Türkiye aleyhindeki kararları desteklemektedir. Türkiye, Arap-İsrail çatışmasında Arap ülkeleri ve Suriye'yi desteklerken, Suriye, Kıbrıs meselesinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin tezlerini destekleyerek, Birleşmiş Milletlerdeki oylamalarda, oyunu Türkiye aleyhine kullanmıştır. Suriye, aynı zamanda İslam Konferansı Örgütü’nün, Türkiye'nin diplomatik hedeflerini destekleyen kararlarına da çekince koymuştur. Kıbrıs dışında, Bulgaristan'ın 1984-1989 yıllan arasında Türklere yönelik asimilasyon politikasını da kınamaktan kaçınarak, İslam Konferansı Örgütü’nün bu konudaki kararlarına çekince koydu.

 Kısaca, Suriye'nin Türkiye’ye karşı şu şekillerde politika takip ettiği gözlendi:

 

(i)    Türkiye aleyhine faaliyet gösteren gruplara yardım edip, daha sonra bu yardımı yapmadığına ilişkin beyanlar vermek;

(ii)   Türkiye-Suriye sınırını kabul etmeyip, sınırda değişiklik yapılması fikrini canlı tutmak;

(iii)Amaçlarını gerçekleştirmek için acele etmeyerek, Türkiye'yi zayıfladığı bir anda oldu-bitti ile baş başa bırakmaya çalışmak.

 

II- SURİYE TÜRKLERİ ve SURİYE'NİN POLİTİKALARI

 

Bugün Suriye'de yaklaşık 1.500.000 civarında Türk yaşamaktadır. Türklerin Suriye topraklarına gelişi, XI'inci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Göçler, XI'inci yüzyılın sonlarında başlayıp, XIX'uncu yüzyılın sonuna kadar devam etti. Türklerin buradaki en büyük kolu Oğuzlardır. "Türkmen" adı ile anılan Suriye'deki Türkler, Mezopotamya ve Anadolu'dan göçmüşlerdir. Bu göçler daha ziyade Selçuklu, Memlûk, Osmanlı dönemlerinde gerçekleşmiştir. Özellikle XIX'uncu yüzyıldan itibaren Halep civarında yerleşmiş olan bu Türkmenlere Halep Türkmenleri denmiş olup, XVII'nci yüzyıl ortalarında Katip Çelebi'nin "Cihannüma" adlı eserinde geniş bir şekilde yer almaktadır.

Suriye Türkmenleri, Batıda Lazkiye civarında ve Halep'in sınır bölgesinde yaşamaktadırlar. Ayrıca, Şam dahil olmak üzere Suriye'nin bazı bölgelerinde de küçük gruplar halinde Türkmen bulunmaktadır. Suriye'deki Türkmenlerin bu bölgelerde yaşadıktan söylenmekle birlikte, Suriyeli Türkmenlerle yapılan görüşmelerde, Türklerin daha geniş ve en stratejik bölgelerde yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Buna göre, Hatay’ın güneyinden Lazkiye'ye kadar olan Bayırbucak bölgesinde 200.000 bin Türkmen yaşamaktadır. Bu bölge 50 km. kesintisiz Türklerin yaşadığı bir alandır. 54 köy ve nahiyenin yer aldığı bölgede hiçbir Arap köyü yoktur. Ayrıca Kuzey Suriye ile Güney Suriye arasında geçit yeri olan Hama-Humus bölgesinde de nüfusun büyük çoğunluğu Türk’tür. Halep-Rakka bölgesi de keza Türklerin çoğunluk, Arapların ise azınlık olduğu bölgelerdendir.

Suriye, 1936 yılında bağımsızlığına kavuştuktan sonra, milli bir kimlik oluşturmak amacıyla "Araplaştırma politikası" takip etti. Suriye'nin Araplaştırma politikası, ülkesindeki dini azınlıkların büyük çoğunluğunun Arap olmasından dolayı başarılı oldu. XX'nci yüzyılın ortalarında çok sayıda Türkmen, tümüyle Araplaştı. Asimile olmayanlar, diğer bir deyişle milli vasıflarını koruyanlar ise, ekonomik bakımdan fakir ve kültür seviyeleri düşük durumdadır.

Suriye, Türklere sistemli bir şekilde asimile politikası uyguladı. Özellikle 1939 yılında Hatay’ın Türkiye'ye dahil edilmesinden sonra, Türklere karşı baskı daha da artmış, Türkiye'ye gitmek isteyenlere pasaport verilmemiş, gizli olarak Türkiye'ye gidenler ise vatandaşlıktan çıkarılıp, mallarına el konulmuştur. Türklerin yoğun olarak bulundukları yerlerde, Türkçe eğitim yapan ilkokul dahi yoktur. Ne Türkmence ne de Türkiye Türkçesi resmi dil olarak kabul edilmemektedir. Okullarda tek eğitim dili Arapça’dır.

Suriye'deki Türkmenlerin siyasi yaşamları da çeşitli bahanelerle kısıtlanmış durumdadır. Türkmenler, Suriye Parlamentosu’nda temsil edilmemektedirler. Yine Suriyeli Türkmenlerle yapılan görüşmelere göre Türkler, 1970 yılından beri aday olmuyorlardı. İlk kez 1994 seçimlerinde adaylıklarını koydular. Seçimlerde, Bayırbucak Türkmenlerinden Doktor Adnan Karayusuf, kırk binin üzerinde almasına rağmen, parlamentoya giremedi. Adnan Karayusuf’un seçilmiş olduğuna kesin gözle bakılırken, gece yansından sonra bir kaç sandığın sayımının yapılmasının unutulduğu söylendi. Bunun üzerine unutulan sandıkların sayımından sonra Karayusuf un yerine, Cemil Esad'ın yardımcısı seçildi.

Toprak reformu adı altında, Türkmenlere ait topraklar devletleştirilmekte ve buralara Araplar yerleştirilmektedir. Asimilasyon politikalarının en açık şekli olan isim değiştirme burada da uygulanmakta olup, son zamanlarda Türkçe köy isimleri değiştirilerek, Arapçaya çevrilmektedir. Suriye'nin, ülkesindeki Türklere uygulamakta olduğu bir diğer politika da, sınır bölgelerinden bunları çekerek, 10 km.lik bir kuşak içinde Arap köylüleri Türklerin yerine yerleştirmektir. Bu arada Şam yönetimi, Türkmenlerin çoğunlukta yaşadıkları bölgede "Hatay'ın Kurtuluşu İçin Mücadele Örgütü" kurdurtmuştur. Bu Örgüt, burada yaşayan Türkmenleri örgütlemeye çalışmaktadır. Nitekim, ekonomik durumu kötü olan bazı Türkmenler, bu örgüte katılarak, iş bulma imkanı elde etmektedirler.

Suriye Türkmenleri, önümüzdeki yıllarda iki ülke arasında potansiyel bir sorun olarak durmaktadır.

Türkiye, bugüne kadar bilinçli olarak bu konuyu gündeme getirmedi. Çünkü böyle bir konu gündeme geldiğinde, Suriye'deki diktatörlük rejiminin, Türklerin fiziksel olarak imhasına yönelik politika izlemesinden endişelenmektedir. Ancak Türkiye, ileride bu sorunu masaya getirmek durumunda kalacaktır. Bugün Suriye, "Esad sonrası" bir döneme doğru gitmektedir. %11'lik Alevi nüfusunun Esad'ın diktatör rejiminde gösterdiği üstünlüğü, Esad sonrası dönemde göstermesi çok zordur.

 SONUÇ

 

Türkiye-Suriye ilişkilerinin hiçbir zaman dostane olmadığı iki ülke arasında 1930'lu yılların sonlarından itibaren yaşanan olaylardan da açıkça ortaya çıkmaktadır. Özellikle Suriye'den kaynaklanan ve Türkiye'ye yönelik düşmanca politikalar uzun süre devam edecek gibi görünmektedir.

Kuzeyinde güçlü bir Türkiye algılayan Suriye, bu ülkenin gelişmesini ve bölge liderliği için en büyük aday olmasını hazmedememektedir. Bu nedenle de Türkiye'yi daima zayıf tutacak politikalar üretmekte ve Türkiye'ye muhalif örgütlere yoğun destek vermektedir. Bölge içinde hayati bir öneme sahip olan "su" konusunda kozların Türkiye'nin elinde olması nedeniyle büyük endişe duyan Suriye, Türkiye'nin bu kozunu dengeleyecek politikalarla "su"yu pazarlık konusu yapmaya çalışmaktadır.

Türkiye-Suriye ilişkilerinde Hatay sorunu ve su sorununa ek olarak gelecekte yoğunluk kazanacak bir başka sorun daha potansiyel olarak görülmektedir: Suriye Türkleri: Gerçekten Suriyeli Türkler, Suriye içerisinde kendilerini büyük baskı altında hissetmektedirler ve Hafız Esad'ın sindirme politikası ile karşı karşıyadırlar. Türkiye'nin buradaki Türklerin i durumlarına daha fazla kayıtsız kalmayacağı, Türkiye-Suriye; görüşmelerinde masaya getireceği beklenmektedir.

 

Kaynak: YILMAZ, Türel , Türkiye- Suriye İlişkileri ve Suriye’deki Türklerin Durumu, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Şubat 1999, s.40-44.

Yazının pdfsi için tıklayınız.

  
1060 kez okundu

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam107
Toplam Ziyaret764326
Saat