• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim

Milli Eğitimin Sorunları

Milli Eğitimin Temel Sorunları Nasıl çözülebilir?

   21 yıllık tarih öğretmeniyim. Bu zaman zarfında kendimi yetiştirmeye çalıştım. Gerek teknolojik eğitim araçları açısından, gerek pedagojik anlamda gerekse öğretim ilke ve yöntemleri noktasında. 21 yıllık öğretmenlik hayatımda çok sayıda bakan gördüğüm gibi, çok sayıda da sistemle karşılaştım. Bu bakanların içinde eğitimin içinden gelen sadece Avni Akyol’du. Ben Milli Eğitim Bakanı illa da eğitimin içerisinden olsun demiyorum, ancak eğitimcilerin görüşlerini dikkate almalı. Üniversite hocalarının görüşlerini almak ayrı, uygulayıcıların yani öğretmen ve idarecilerin görüşlerin almak ayrıdır. Üniversitedeki hocalar işin teorik kısmını bilirler ama; pratiği  bilen öğretmenlerdir. 21 yıllık tecrübeme dayanarak bazı önerilerde bulunmak istiyorum. Nereden başlayacağız konusu da çok önemli. Bu çerçevede aşağıda öneri ve eleştirilerimi sıralıyorum.

ÖNERİ VE ELEŞTİRİLER

1-Eğitim Fakülteleri yeniden ele alınmalı. Pedagojik formasyona daha fazla önem verilmeli. Eğitimdeki en önemli sorunlardan biri iletişimdir. Öğrenciyle iletişim, veliyle iletişim, öğretmen ve idarecilerle iletişim. Öğretim ilke ve yöntemleri daha ağırlıklı verilmeli. Şu anda öğretmenlerimizin büyük çoğunluğu öğretmen merkezli anlatım yöntemini kullanıyorlar, müfredat programları yenilenmesine rağmen.

2-Siyaset kurumu daha fazla eğitimciyi arasına almalı. Sadece üniversitedeki hocaları değil, öğretmen ve idarecileri de. Böylece eğitimin sorunları ve çözüm önerileri daha kolay meclis gündemine dolayısıyla ülke gündemine gelebilir. Ancak siyaset kurumu öğretmenlerimizi yeterince zeki ve kabiliyetli görmüyor galiba, bir önceki bakanımızın yaptığı bazı açıklamalar da bu düşüncelerimizin hiç de yersiz olmadığını gösteriyor.

3-Müfredat programları yenilendi ancak öğretmenin yöntem ve teknikleri değişmedi. Hala öğretmen merkezli yöntem ve teknikler devam ediyor. Bir ilköğretim idarecisinin ifadesiyle % 80’i  yeni kitapları kullanmıyor. Ders kitapları yerine yardımcı kaynaklar kullanılıyor. Devlet de ders kitaplarına milyonlarca lira para yatırıyor. Fakat şu da bir gerçek ki yeni müfredatın nasıl verileceği yeterince öğretmenlere anlatılmadı. Dolayısıyla cemaat ne derse desin imam bildiğini okuyor.

4-Okul türleri bu kadar çeşitli olmamalı. Düz lise, meslek lisesi olduğunda SBS’de tabii olarak kalkacak ve ilköğretim öğrencileri de büyük bir zulümden kurtulacaktır.

5- Ölçme ve değerlendirme araçlarından biri olan test,  öğretim aracı haline maalesef dönüşmüş durumda. İlköğretim 1.sınıfta testle tanışıyor öğrenci.  (Fotokopi makinesi olmasa idi ne yapacaktık) Abraham Maslov’un dediği gibi “Sahip olduğunuz tek şey çekiç ise herkesi çivi olarak görürsünüz.”  Öğretmenlerimizin bir çoğu tek bir yöntemle ders yapıyor. Maalesef yöntem seçimini SBS, YGS,LYS sınavı da azımsanmayacak oranda etkiliyor. Son sınıfta yapılacak YGS VE LYS için 4 yıl boyunca öğrencilerimizi maalesef testte mahkum ediyoruz. Gerçekten 4 yıl boyunca testle meşgul etmek YGS ve LYS’de başarıyı artırıyor mu, üniversitelerin bu konuda da bir araştırması dahi yok. Batı da olsa bu konuda onlarca tez yapılırdı. Yani hiçbir şeyi sorgulamıyoruz.

  6- Zeki çocukları toplumdan tecrit ederek okutmak ve onları asosyal hale getirmek ne kadar mantıklı. Ama illerdeki Bilim ve Sanat Merkezlerini daha fonksiyonel hale getirilebilir. Yada büyük birkaç ilde Fen Liseleri araştırma yapabilecek düzeyde dizayn edilerek orada ilerde buluş yapabilecek, patent alabilecek kapasite de öğrenciler olabilir. Bu öğrenciler doğrudan üniversiteye yerleştirilebilir. Şu an da herkes Fen Liseleri de dahil, YGS ve LYS’ye hazırlama merkezine dönmüş durumda. Kimsenin araştırmayla , buluşla falan ilgilendiği yok. Bir şeye ulaşmak uzun zaman almasına rağmen, çok zeki oldukları belli olan bu çocukları biz  YGS ve LYS ile dört yıl meşgul ediyoruz. 4 yıl boyunca enerjilerini boş yere harcıyorlar, istedikleri bölüme yerleşmek için. Uluslar arası spor müsabakalarında başarılı olanlar nasıl doğrudan Spor Akademilerine yerleşiyorsa, bu öğrencilerde araştırma yaptıkları bölüme yerleşebilmeli.

7-  Milli Eğitim yöneticiliği için üniversitelerde eğitim yönetimi bölümü açılmalı. Eğimde profesyonel yöneticiliğe geçmek elzem. Bugün bir çok iyi yetişmiş öğretmen idareci oldu. İyi öğretmen iyi idareci anlamına gelmiyor.

8- Dört duvar örmekle okul olmuyor. Maalesef çoğu okulun sosyal tesisleri mevcut değil. Şehir içinde yer alan ortaöğretim okulları şehir dışına çıkarılarak eğitim kampüsleri  oluşturulmalı. Her türlü sosyal tesisler bulunmalı. Şehirdeki okulların bir kısmı da ilköğretim okullarına devredilebilir. Merkezde yer alan bu arsaların gelirleri bu çalışmayı finanse eder.

9- Anadolu Öğretmen Lisesi’nde çalışan bir öğretmen olarak Anadolu Öğretmen Liseleri’nin şu haliyle öğretmen yetiştirme fonksiyonunu icra etmediğini görüyorum. Bir çok öğrenci öğretmenliği düşünmediği gibi, öğretmenlik dersleri de branş öğretmenleri tarafından verilmiyor. Çoğunlukla da o derslerde başka dersler veriliyor. Bu sebeple Anadolu Öğretmen Liseleri yeniden ele alınmalı ya da  kaldırılmalı.

10-Okullardaki bir diğer sorun da notlar. Şu anda not bir çok öğrenci için araç olmaktan çıkmış, amaç haline gelmiş durumda. Özellikle SBS ve YGS,LYS’de notun önem kazanması ile bu durum daha da arttı. Not almak için her şey yapmak mübahtır anlayışı yerleşmiş durumda. Gözetmenlik yapmadan birkaç defa sınav yaptım. Koskoca sınıfta sadece bir kişinin kopya çekmediği söylendi.

11- Okullar yaptıkları uygulamalarla dersanelerle yarışıyor. Şu anda bir çok okulda test odası mevcut. Ama laboratuarlar kullanılmıyor. Bakanlık bu konuda bir araştırma yaptı mı, zannetmiyorum. Veri olmadan değerlendirme olmaz. Milyonlarca liralık laboratuar malzemesi atıl vaziyette okullarda bekliyor. Kimse de çıkıp ‘bu laboratuarlar niçin kullanılmıyor’ demiyor. Var sa yoksa il geneli test sınavları, sene sonunda da YGS ve LYS istatistikleri ve değerlendirilmeleri. Ya diğer alanlar.

  Burada yapılması gereken okul performansının farklı ölçütlerle ölçülmesi. Sadece SBS ve YGS,LYS ile ölçülmemesi. Uluslar arası ve ulusal başarılar, projeler, disiplin olayları, rehberlik çalışmaları, tky çalışmaları ve ödülleri v.b   Bu şekilde okul yöneticilerinin ve il-ilçe yöneticilerinin sadece bir konuya odaklanmaları da önlenecektir.

12-Sayın Bakanımızın gelir gelmez eleştiriyle başlaması eğitim ilkeleriyle pek bağdaşmıyor. Biz eğitimciler eksikliklerimizin bir çoğunun farkındayız ama ; biz eksiklerimizi bu üslupta duymak istemiyoruz. Sağlık Bakanı gibi önce moral ve motivasyon, daha sonra eksikliklerimiz ve hatalarımız.

13- Bütün öğrencilere kitap dağıtılması da bana göre yanlış bir uygulama. Sadece ihtiyaç sahibi öğrencilere dağıtılmalıydı. Ya da dağıtılsa bile kullanılmaya uygun kitapların ödünç verme sistemi ile verilmesi daha uygun olurdu. Bu şekilde sorumluluk duygusu da kazandırılmış olurdu. Bu uygulamanın eğitim boyutu da düşünülmeliydi. Kitapların geri dönüştürülmesi de sadece şekilde kalıyor. Kaldı ki daha önce belirttiğimiz gibi bu kitapların bir çoğu kullanılmıyor. İlköğretime ve ortaöğretime yönelik bu tür yayınları incelerseniz bunu çok rahat bir şekilde de görürsünüz.

  Bu çerçeveden bakıldığında acaba tablet bilgisayar dağıtılması ne kadar sağlıklı sonuçlar verecek iyi düşünülmeli. Ders kitabını kullanmayan öğretmen (teknolojiye uzak bir çok öğretmen var) acaba tablet bilgisayarı kullanacak mı? Sonuçta yine aynı yere geliyoruz, akademik başarı ve tek tip öğrenme modeli. Tablet bilgisayarla öğrenci merkezli bir eğitim uygulayabilecek miyiz?

 14- Hizmetiçi Çalışmaları daha az, ama fonksiyonel olmalı. Hizmet İçi Eğitim çalışmaları çok fazla ama verimsiz. Böyle bir eğitim alıyorsun ama başkalarıyla paylaşma noktasında bir talep gelmiyor ya da böyle bir düzenleme yok. Hizmet İçi çalışmalarına bir düzen verilmeli.

   Bu konular benim şu anda gördüğüm şeyler. İnşaallah bu eleştiri ve önerilerim yapıcı eleştiri ve öneriler olarak görülür ve dikkate alınır.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam65
Toplam Ziyaret235932
Saat
Kanuni'den Mora Valisi Bali Bey'e
"Her iyiliğin kaynağı adalettir.Adil olmayan kişinin elinden çıkan iş,kötü iştir. Peygamberimiz "Bir günün adaleti yetmiş yıllık ibadetten üstündür" buyurmuştur.Öyle insanlar var ki ellerinde fırsat yok iken salih, abid ve zahit görünürler,ellerine fırsat geçince nemrut kesilirler, ..Hizmetinde kullandığın adamların dış hallerine aldanma!Mala muhabbet göstereni devlet hizmetinde kullanma! Zira o adamlar ki,Allah'ın bana emanet ettiği halkı ezerler,Kıyamet günü sorumlu benim!...

Ey Gazi Bali Bey ;  mansıbımın geliri masrafıma yetmez diye gam çekme.Ne dileğin varsa benden iste.Sana emanet ettiğim askerlerimin ve tebamın gençlerini evlat,ihtiyarlarını baba, yaşlılarını da kardeş bil...Bilhassa fukaraya şefkat ve muhabbetle ihsan kapılarını aç..."

 DÜNYADA SÖZÜ DOĞRU HAK TANIR BİR ADAM BULAMADIM

Sultan III.Mehmet bir gün yanında bulunan devlet büyüklerine:

-"Bu dünyada sözü doğru hak tanır bir adam bulamadım" deyince, etrafındakilerde sebebini sordular.Bunun üzerine III.Mehmet şöyle dedi:

-"Şeyhülislam Bostanzade Efendiye iltifat ettim, derhal cahil bîr kardeşini Rumeli kazaskeri yaptı.Gene cahil bir gence rica ile Selanik kadılığını verdirdi. Bundan sonra babamın hocası Saadettin’e iltifat ettim,doğru ve hak bilir dedim, o da oğlunu Anadolu kazaskerliğine ve bir diğer oğlunu da Edirne kadılığına tayin ettirdi işte görüyorsunuz,ben artık kime güveneyim?"

eyoreselpazar.com