• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Görsel Destekli Tarih Videoları Sesli Tarih Menüsünde
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • KPSS Sunuları Yenileniyor
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim

Erbaa Mezar Taşları

                                                                             

 

ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ARAŞTIRMA PROJELERİ YARIŞMASI

 

 

Proje Adı: Mezarların Dili: Erbaa Örneğinde

 

 

Hazırlayanlar

 

Hasan ŞAHİN- Ahmet Türker YAZICI

 

 

Danışman

 

Arif ÖZBEYLİ

 

  

2015- SAMSUN

 

 

Proje Adı: Mezarların Dili: Erbaa Örneğinde

Projenin Amacı: Mezarların kültürümüzün bir parçası olduğunu ve tarihi değer taşıdığını, toplumun kültürü, sanatı, sosyal hayatı ve geçmişi hakkında bilgi verdiğini ve kültürel bir miras olduğunu topluma anlatmak, geçmişle bağ kurmak ve bu konuda tarih bilinci oluşturmak.

Giriş:

 Temel, Kıbrıs’a yerleşmeye karar verir, göç ederken dedesinin mezar taşını da yanına alır. Komşuları sorarlar; “Mezarı niye götürüyorsun” diye. Temel, der ki ; “ Rumlar, siz sonradan geldiniz diye Kıbrıs’tan çıkarmaya kalkarsa, dedemin mezarını gösteririm.” Gerçekten de mezarlar bir ülkenin tapusudur. En önemli kültür miraslarındandır. Mezarlarda bir milletin kültürünü, tarihini, sanatını ve değerlerini bulabilirsiniz.

 Türklerin Anadolu’ya girişinden bu yana birçok şehirde mezarlarla Türkler Anadolu’ya damgalarını vurmuşlardır. Türklerin Anadolu’ya giriş kapılarından olan Ahlat özellikle mezarlarıyla tanınmaktadır. Böylece Anadolu’ya damgalarını vurmuşlardır.  Ama maalesef bazı tarihi mezarlar zamanla talan edilmiş, ya da belediyelerin yanlış uygulamalarıyla ortadan kaldırılmıştır.

  

Osmanlı mezar taşları, baş ve ayak tarafına dikilen 2 adet şahide ve lahit denilen üçüncü bir kısımdan meydana gelir. Lahit bütün mezarlarda yer almazdı. 

Mimari ile paralel gelişim gösteren Osmanlı mezar tasları, İstanbul’da Osmanlı’nın klasik çağında birçok sanat dalında olduğu gibi, olgun örneklerini vermiştir. Bu dönem mezar taslarının en belirgin özellikleri, figüratif elemanlara yer verilmemesi ve ölenin kimliğini, sosyal konumunu, mesleğini belirtecek sembollerin kullanılmasıdır.

Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde mezar tası geleneği biçim olarak daha çok Osmanlı mezar tası geleneğiyle yakınlık göstermektedir. Ancak son yıllarda doğal tas yerine betondan dökülen ve üzerine mermerden yapılan küçük bir kitabenin yerleştirildiği mezar tasları yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayak tası halen kullanılmakla beraber sanduka uygulamaları hemen hemen hiç yoktur. Bununla beraber çevresi kademelenmiş şekilde bir nevi pehle tası görevini üstlenmiş olan mermerden yapılmış modern mezarlar günümüzde kullanılan diğer bir mezar çeşidini oluşturmaktadır.

    Ünlü Fransız yazar ve seyyah Gerard de Nerval, İstanbul mezarlıkları hakkında şunları söylüyor: "Boğaz'da son derece güzel ve serin bir yerdeyiz. Buranın bir mezarlık olduğunu söylememe ihtiyaç yok sanırım. İstanbul'un bütün güzel yerleri, gezilecek ve zevk alınacak sahaları mezarlıklardır. Bakıyorsunuz yüksek ağaçların arasında, şuradan buradan güneş ışınlarının sızıp renklendirdiği, sıra sıra beyaz hayâletler var. Bunlar bir insan yüksekliğinde, mermerden yapılmış mezar taşlarıdır. Başları sarıklı, üzerleri yazılı mezar taşlarıdır. Sarığın biçimi, ölünün hayattayken işgal ettiği mevkii, sosyal seviyesini veya mezarın yapılış tarihini belli ediyor. Bazı mezar taşlarının başları koparılmış. Bu koparılmış olanların çoğu Yeniçeri mezarlarına ait. Kadınların mezarlarında da sütun taşlar var. Fakat bunlarda, baş yerinde gül veya demet şeklinde bir süs bulunuyor. Kabartma veya oyma şeklinde çiçeklerle süslenmişler."

Osmanlı mezar taşları o kadar sanatlıdır ki, bu mezarlıkları birer açık hava müzesi olarak görebiliriz. Gerard de Nerval'in yukarıda belirttiği gibi, Osmanlı mezar taşlarının başlarındaki serpuşlardan, üzerlerindeki desenlere kadar birçok işaret, o mezarlarda yatanlar hakkında bize bilgi vermektedir.

Mezar taşının başında bir başlık varsa, bu bir erkeğe aittir. Hanımların mezar taşları ise, bir kadının incelik ve letâfetini en güzel şekilde ortaya koyan çiçeklerle süslüdür. Osmanlı hanımları günlük hayatta hotoz taktıkları için, hotoz başlıklı mezar taşları da görmek mümkündür. Bu hotozun altında, hanımların alınlarına yahut boyunlarına taktıkları altın sıralı kolye ve alınlıklar aynen mezar taşlarına işlenmiştir.

Günümüzde bir hanım, evlenmeden önce öldüğünde nasıl tabutunun üzerine duvak konuyorsa, Osmanlı'da da, genç yaşta, evlenemeden ölen bayanların mezar taşları duvak şeklinde yapılmakta, bu mezarların ayak taşına kırılmış bir gül goncası işlenmektedir. Bazı hanımların mezar taşlarında ise; yıldız şeklinde bir arma bulunmaktadır.

Hanımların mezar taşları bu şekilde gruplandırılırken, erkeklerin mezar taşları daha çeşitlidir. Çünkü erkeklerin mezar taşlarında bulunan başlıklar, mezar sahibinin meslek ve meşrebine göre yapılmaktadır. Bu mezar taşı başlıklarını kendi içlerinde en sâde şekliyle; sarıklı, kavuklu, başlıklı ve fesli olarak dörde ayırabiliriz. Erken dönem Osmanlı mezar taşlarında, sarıklı başlık hemen hiç görülmezdi. Sarıklı mezar taşlarının ilk örneklerinde, kalın ve yukarıdan aşağıya dilimli sarıklarda, içerideki başlığın sivri tepesi az da olsa görülürdü. Daha çok 16. yy'da kullanılan bu sarık çeşidini, Eyüp'te Sokullu Mehmet Paşa Türbesi'ndeki birçok mezar taşında görmek mümkündür. Mezar taşlarındaki sarıkların bir başka çeşidi ise, çapraz dilimli sarıklardır. Minyatürlerde, Çelebi Mehmet ve Fatih'in de giydiğini gördüğümüz bu sarık, kalın ve ensiz bir şekilde sarılmaktadır. Sarıklı mezar taşlarının son örneği olan kafes dilimli sarıklarda ise, içerideki başlık daha çok görülmektedir. Bu başlıklarda alttan itibaren yarısına kadar sarık kumaşı kafes oluşturacak şekilde çapraz sarılmaktadır. Bu tarz sarıkları daha çok müderrisler ve defter emini vb. vazifeliler giymektedir.

Osmanlı mezarlıklarında 17. yy sonrasında daha çok gördüğümüz diğer bir başlık çeşidi ise, kavuklardır. Normal hayatta dış yüzü çuhadan, içi bez astar ile kaplı ve arasına pamuk tepilen bu başlıkların üzerine, farklı desenler oluşturacak şekilde dikim yapılmaktadır. Kavukları, sarıklardan ayıran yegâne özellik, sarığın sarıldığı iç başlığın büyük bir kısmının görülebiliyor olmasıdır. Bu sebeple de, iç başlık bir hayli süslü olarak hazırlanmaktadır.

Kavuklu mezar taşlarının tipik örneklerinden biri, çubuk başlıklı olanlardır. İçeride bulunan başlıkta, yukarıdan aşağıya doğru kalın çizgiler bulunur, bunları daha çok orta dereceli memurlar giymekteydi. Bunun diğer çeşidinde ise, içerideki başlık baklava dilimlerine sahiptir.

Kavuklu mezar taşlarında, sarıkları yanlardan şişkinlik yapacak derecede olan bir tür vardır ki, bu tarz kavukları, daha çok saraylılar tercih ediyordu. Bunlar da kendi içlerinde, çubuk başlıklı ve kafes dilimli kavuklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Surname adlı eser incelendiğinde birçok görevlinin bu tarz başlıklar taktıkları görülecektir.

Mezarlıklarda görülen en ihtişamlı kavuk, kallâvi kavuk dediğimiz büyük boyutlu, aşağıdan yukarıya daralan türdür. Kallâvi kavuklar, Osmanlı yönetiminde sadrazam, kubbealtı vezirleri ve kaptanı derya tarafından kullanılmaktaydı. İstanbul Vezneciler'de, Şehzadebaşı Camii yanında, kendi yaptırdığı Daru'l-Hadis'in hâziresinde yatan Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın mezar taşı örnek gösterilebilir.

   Mezar taşlarındaki başlıkların, kişilerin meslekleri yanında meşrepleri hakkında da bilgi vermesi, cemiyetteki hoşgörü ve inanca saygının bir ifadesiydi. Osmanlı toplumunda insanlar, inanç ve meşreplerine göre farklı başlıklar giyebiliyordu. Bir tekke veya zâviyede vazifeli şahıs, vazifesine uygun başlığı giyerken; farklı bir işle uğraşanlar ise, meşreplerini ortaya koyacak işaretleri mezar taşlarına yansıtıyordu. Meselâ Mevlevilerin uzun külâhları mezar taşlarına da yansırdı. İstanbul'daki Mevlevihânelerde yüzlerce külâhlı mezar taşı görülmektedir. Mevleviliğe bağlı olduğu halde başka bir mesleğe sahip kişiler ise, mezar taşlarında mesleği ile ilgili başlık taşırken, taşın karnına bir Mevlevi sikkesi kazıtabiliyordu.

Yöntem ve Teknikler

      

     Öncelikle Erbaa’daki büyüklerden kaç tane mezarlık olduğunu öğrendik. Daha sonra bu mezarlıkları dolaşarak bunları fotoğraflayarak kayıt altına aldık. Daha sonra bu mezarların içerisinde Osmanlı Devleti zamanında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Harf İnkılâbı’nın yapıldığı 1928 yılına kadar ki mezarların tarihlerini tarih öğretmenimizin yardımı ile öğrendik. Bu mezarların bazılarında yer alan dünya hayatının geçici olduğu ve ahiret hayatıyla ilgili mezar taşları da yer alan beyitlerde de yine tarih öğretmenimiz tarafından okundu.

Erbaa şehir merkezinde yedi tane mezarlık tespit ettik. Bunlardan iki tanesinin tarihi Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Diğer beş tanesi ise Türkiye Cumhuriyeti dönemine aittir. Osmanlı döneminden kalan mezarlıklar da Türkiye Cumhuriyeti döneminde kullanılmıştır. Osmanlı dönemine ait en fazla mezar Ulu Camii (Cami-i Kebir) mezarlığı diye anılan mezarlıktadır. Diğer mezarlar Dedem Bahçesi Mezarlığı diye anılan mezarlıkta yer almaktadır. Bu mezarlıkların özellikleri şu şekildedir:

 

1-        Ulu Cami Mezarlığı: Bu mezarlık alanı sonradan terk edilen eski Erbaa’nın içindedir. Ana caddenin güneyine düsen ve hala ayakta olan Erbaa Ulu Camii (Cami-i Kebir) haziresi şeklinde bulunan Ulu Cami mezarlığında tanınmış Erbaa ailelerinin (Hatipzadeler, İçelioğulları, İmamzadeler, Atesoğulları v.b) mezarları da bulunmaktadır.          

  

2- Dedem Bahçesi Mezarlığı: Depremden evvelki Erbaa’nın kuzeyinde kalan alan arasındadır. Pek harap durumdadır. Hiçbir aile bölümü yoktur. Yazılı mezar sayısı azdır. Bazı kalıntılardan vaktiyle bu mezar alanının içinde bir yapı veya türbe olduğu sanılmaktadır. Mezarlıkta 1939 ve 1942 Depremlerinde vefat edenlerin mezarları da bulunmaktadır. Fakat birçoğunun mezar taşı bulunmamaktadır.

 3- Şıhlar Mezarlığı

 Kelkit Irmağı kenarında olan bu mezarlıkta 1935 yılına kadar uzanan mezarlar var. Mezar kitabelerinden 1942 Depreminde vefat edenlerin bir kısmının da bu mezarlığa defnedildiği anlaşılıyor.

  4-İmbat Çayı Kenarındaki Deprem Mezarlığı

1942 Depreminden sonra vefat edenlerin büyük çoğunluğunun defnedildiği mezarlıktır. Mezarların birçoğunda mezar taşı yoktur. Çok azında mezar kitabesi bulunmaktadır. Şu anda kullanılmayan mezarlık maalesef çok kötü durumdadır.

  5-Tepeşehir Mezarlığı

Tepeşehir mezarlığı kısa süreli olarak kullanılan bir mezarlıktır. 1942 Depreminden sonra kullanılmaya başlamıştır. 1942 Depreminden sonra Erbaa, 1944 yılında ardıçlık mevkii denen bugünkü yerine taşınmıştır. O tarihte, hatta yakın zamana kadar Tepeşehir yerleşim alanı olarak kullanılmıyordu. Dolayısıyla depremde ölenlerin bir kısmı buraya defnedilmiştir. Birçok mezarın mezar taşı bulunmamaktadır. Mezar kitabelerinden 1942 yılından 1956 yılına kadar kullanıldığını görüyoruz.

 

6-Asrî Şehir Mezarlığı

 Mezar taşlarından 1942 Depremi’nden bugüne kullanıldığı görüyoruz. İlk başta taştan, daha sonra mozaikten ve son yıllarda da mermerden yapılan mezar taşları mevcuttur. Özellikle 1942 Depremi’nden sonra ve 1944 yılında Erbaa’nın günümüzdeki yerleşim alanına taşınmasından sonra bu mezarlık kullanılmaya başlamıştır.

 

7- Çığlık Tekkesi Mezarlığı

 

Halk arasında Çığlık Tekkesi olarak adlandırılan mezarlıkta 10-15 civarında mezar yer almaktadır. Diğer mezarlıklarda 1924-1934 yılları arası mezar olmadığı halde bu mezarlıkta 1930 tarihli bir adet mezar bulunmaktadır.

Sonuçlar ve Tartışma

 

A-      Erbaa Mezar Başlıkları ve Mezar Taşları

 

Osmanlı mezar taşları kişinin bulunduğu sınıfa göre ( ilmiye, seyfiye, kalemiye)  erkek ya da kadın olmasına, kadınlarda evli ya da bekar olmasına göre değişirdi. Özellikle İstanbul’da yer alan mezarlıklarda bu özellikleri görmek mümkündür. Bu mezar kültürünün izlerini Erbaa’da da aradık ve aynı kültür izlerini Erbaa mezar taşlarında da bulduk. İlmiye sınıfına mensup olan mezar başlıklarının sarık şeklinde olması, kadın mezarlarında çiçek motiflerin kullanılması gibi. Aşağıda mezar taşlarından örnekleri görebiliriz.

ERKEKLERE AİT MEZAR TAŞLARI VE BAŞLIKLARI

    Görüldüğü gibi mezar başlıklarının bir kısmı sarık, bir kısmı kavuk bir kısmı da fes şeklindedir. Başlıklar ölen kişinin sosyal statüsüne göre değişmektedir.

KADINLARA AİT MEZAR TAŞLARI VE BAŞLIKLARI        

Kadın mezar başlıkları da evli ya da bekâr olmasın, göre değişmekte, erkeklerden farklı olmakta ve mezar taşlarında bitki motifleri kullanılmaktadır. Genç yaşta evlenmeden ölenlerin mezarlarının baş şahidesi duvak şeklinde yapılmaktadır.

 Genç yaşta vefat eden bir bayan mezarının baş şahidesi. Baş şahidesi duvak şeklindedir. Baş şahidesinde “Genç iken göçtü cihandan böyle berhulu halime dilerim. Kabrini pürnur eyle Rabbül Kerim.diye başlayan bir beyit yer almaktadır.

B-      Mezarların Şekillerinde, Yazılarında ve İçeriklerindeki Değişim

 1928 yılında yapılan harf inkılabından sonra mezar taşları da Latin harfleri ile yazılmaya başlanmıştır. Başlangıçta Osmanlı dönemindeki kültürel özellikler devam etse de bir süre sonra bu özellikler kaybolmaya başlamıştır. Bilhassa Osmanlı döneminde neredeyse mezarların tamamında yer alan beyitler, cumhuriyet döneminde azalmış günümüzde ise pek az mezarda rastlanmaktadır.

    C-      Kitabesiz Mezarlar

 Erbaa Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı için depremlerle karşılaşmıştır. 1939, 1942 ve 1943 yıllarında olmak üzere üç ayrı depremi arka arkaya yaşamıştır. Özellikle ilk ikisinde çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybedenlerde o şartlar içerisinde rastgele defnedilmiştir. Bu sebeple depremde kaybedenlerin birçoğunun mezar taşları yoktur. Depremlerde hayatını kaybedenlerden pek azının mezar taşları yer almaktadır. Bu mezar taşlarından da depremin hangi tarihte olduğunu kolaylıkla anlıyoruz.

 Çok azında mezar kitabesi yer almaktadır. Bunlardan birinin kitabesinde Batum’lu Yusuf Mahar’ın 21.12.1942 tarihinde meydana gelen deprem sırasında öldüğünü görüyoruz.

Tokat’lı Ethem eşi Hatice Kavak’ın da 27.12.1939 tarihinde meydana gelen depremde öldüğünü görüyoruz.

Hatipoğlu Hacı Fethullah’ın da yine aynı şekilde 1942 depremi sırasında öldüğünü görüyoruz.

 D-      Mezar Taşlarında Meydana Gelen Değişimler

 

Osmanlı mezar taşlarının bir kısmı taştan bir kısmı da mermerden yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde ilk yıllarda mezar taşları mermer, taş, mozaik ve günümüzde de yine mermer mezarlar ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Mezarların kalitesi ailenin ekonomik durumuyla da ilgilidir. Zengin ailelerin mezar taşlarının daha kaliteli olduğunu söyleyebiliriz. Mezar taşları erkek ve kadın olmasına ve mesleklerine göre farklıdır. Mezar başlıklarında erkeklerde genelde sarık, kavuk ve fes şekilleri ön plandadır. Kadın mezarlarında ise mezar başlıkları farklıdır. Genellikle duvak şeklinde olup, ayak şahidesindeki taşlarda çiçek motifleri yer alır. 1928 yılında yapılan harf inkılâbından sonra mezar taşları da Latin harfleri ile yazılmaya başlamıştır. 1934 yılından itibaren soyadı kanunun kabulü ile de mezarlarda soyadı kullanılmaya başlamıştır. Daha önce mezarlarda isimler baba ile birlikte ifade edilirdi. Örneğin, Eşrafdan Hacı Mahir Efendizade Hacı Mehmed Efendinin ruhu üçün Fatiha.

  

E-      Mezar Taşlarının Tarihleri

 

MEZAR TAŞLARININ TARİHLERİ

1

1315

1899   

2

1288

1873  

3

1281

1865 

4

1155

1743

5

1319

1903

6

1310

1892

7

1305

1887

8

1339

1923

9

1305

1887

10

1321

1905

11

1270

1854

12

1177

1764

13

1260

1844

14

1318

1900

15

1338

1922

16

1185

1772

17

1214

1800

18

1331

1915/1916

19

1252

1837

20

1326

1910

21

1262

1846

22

1311

1893

23

1329

1913

Tarihlerini okuyabildiğimiz mezar taşlarının 3 tanesi 18.yüzyıl, 12 tanesi 19. Yüzyıl, 8 tanesi 20.yüzyıl

 

MEZAR TAŞLARIN TARİHLERİ

1155

1743

1177

1764

1185

1772

1214

1800

1252

1837

1260

1844

1262

1846

1270

1854

1281

1865

1288

1873

1305

1887

1305

1887

1310

1892

1311

1893

1315

1899

1318

1900

1319

1903

1321

1905

1326

1910

1329

1913

1331

1915

1338

1922

1339

1923

 

ERBAA ULU CAMİİ MEZARLIĞI MEZAR TAŞLARI (MEZAR TAŞLARI OKUNABİLEN 23 MEZAR TAŞI)

F-       Mezar Taşlarındaki Edebî Dil

        Osmanlı mezar taşlarında kalıplaşmış bazı beyitler yer almaktadır. Bu ifadeler ülke genelindeki birçok mezarda aynı şekildedir. İncelediğimiz Erbaa mezar taşlarında da aynı türden beyitlerin bir kısmına rast geldik. Ama bir kısmı farklılık gösteriyor. İstanbul ve değişik şehirlerdeki bazı mezar taşlarında yer alan beyitler şu şekildedir:

 

Geçip bi’l-cümleden ettim bekaya

Rıhleti ki gelip ziyaret eden ihvan

Okusunlar ruhum için kul hüvallahi inneni.

 

Ziyaretten murad bana duadır, bugün bana ise yarın sanadır.

 

Fenadan bekaya eyledi rıhlet

Ede Hak kabrini ravza-i cennet.

 

Emr-i hakla emraz geldi benim nazik tenime. 

Bulmadı sıhhat vücudum sebep oldu mevtime.

Akıbet erdi ecel rıhlet göründü okuyup bir Fatiha ruhuma ihsan etsinler.

 

Gel kerem eyle beni şad eyle zikr-i hayr ile yad eyle.

Kabrimi nur ile münevver eyle.

Beni bir Fatiha ile yad eyle.

Emr-i Hakla tamam oldu vadesi kaldı hasret pederi hem validesi

 

Huve’l-Baki

Bu bağ-ı gülşende bir gonca iken bad-ı ecel beni eyledi hazan

Bir gül-i zibade nazenin iken hubunu eyledi hak ile yeksan

Merhume Züleyha Hatun ruhuna Fatiha 1185 (1771 )

            

    Firarına açılıp bab-ı cennet refik olsun ona ashab-ı cennet.

 

Erbaa Mezar Kitabelerindeki Beyitler

Ah ile zar kılarak tazeliğime doymadım

Çün ecel peymanesi  dolmuş muradım almadım

Hasreta fani cihanda tul ömür sürmedim

Fırkata taktir bu imiş ta ezelden bilmedim      Yirmi dört yaşımda terki dünya eyledim

 

Geçdi ömrüm asla saadet görmedim

Halil efendizade Osman efendi

Kendisi Amasyalı şevket efendi

Zevcesi nadire hatunun

Ruhuna Fatiha

 Sene 1338

   

Beni kıl mağfiret ey Rabbi Yezdan

Bihakkı arş-ı azam nur-u Kur’an

Gelüp kabrim ziyaret eden ihvan

İdeler ruhuma fatiha ihsan

VELİ HACI ZADE SALİH AĞA

SENE 1315

 

Elbaki hüvelbaki

Bakıp geçme ricam budur ey Muhammed ümmeti,

Mevtanın der bir fatihadır kısmeti.

Burada Fatiha okuyan bulur cenneti

Eşrafdan Hacı Mahir Efendizade

 

Hacı Mehmed Efendinin ruhu üçün Fatiha

Vefat tarihi: 15 Şubat 1339

 

 

 

Mağfiret kıl beni ey rabb-i yezdan

Bihakk-ı arş-ı azam nur-u Kur'an

Gelip kabrim ziyaret eden ihvan ,

Hasan ağazade Gülağa, ruhu üçün elfatiha

 

Bu firar anında Rahmi Mustafa Ağanın firarıdır. Ruhuna Fatiha.

 

 

Osmanlı döneminde Erbaa’da Mahkeme azalığı, Milli Mücadele döneminde Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurucuları arasında yer alan, Cumhuriyet döneminde de müderrislik ve vaizlik yapan Alim Ateş’in oğlu 1920 doğumlu Şahabettin Ateş, Cami-i Kebir haziresinde çok sayıda ulema sınıfından kişilerle, idarecilerin (kadı, kaymakam, kaza müdürü vb.) ve bunların eşlerinin mezarlarının bulunduğunu ve mezarlığın dolmasından sonra da buraya defin işlemlerinin sona erdiğini, fakat daha sonradan 1939 ve 1942 depreminden sonra Cami-i Kebir’in ve çevresindeki metruk medrese ve dükkanların yıkılmasından bir süre sonra buralara da defin yapıldığını, mezar kitabelerinde çeşitli beyitlerin kullanıldığını ve farisî ifadelerle beyitlerin zenginleştirildiğini, yine Cami-i Kebir mezarlığında yer alan ve Erbaa’da yöneticilik yapan bir kişinin Tokat’tan dönerken bir pusu ile öldürüldüğünü ve mezar taşında şu beyitlerin yer aldığını ifade etmiştir:

 

Ah kim dâm-i ecel sayyadına oldum şikâr

Tir-i banım kılam çok ah-u zâr

Hanedan idim müdür-ü hem Kaza-i Erbaa

Titreşirdi darb-ı destimden nice mir-u mizan

Azm-i Tokat eyledim, avdette erişti bir kaza

Rahgüzarım beklermiş nice bedhuy nabekâr

Gafilin emrar iken anlar pusudan ettiler

Kana gark oldu vücudum, zahmim oldu aşikâr

Razıya sagr dedi tarikin

Alem ağladı veyleda gitti fenadan,

Kör Hacı ola namıdâr.[1]

  

Osmanlı dönemine ait ulaşabildiğimiz en eski mezar taşı 1743 tarihini taşımaktadır. Osmanlıca yazılı en son mezar taşının tarihi 1923’tür. 1924-1934 yılları arasında kitabesi bulunan mezar taşına sadece Çığlık Tekkesi Mezarlığında rast gelinmiştir. O da 1930 tarihlidir. Diğer mezar taşları 1935 ve sonrasına aittir. 1924-1934 tarihli mezar taşlarına rast gelmememiz nedeni ile bu dönem içerisinde hayatını kaybedenleri Erbaa Nüfus Müdürlüğü’nden öğrenmek istedik, fakat 1941 yılında Erbaa hükümet konağı yandığı için bu tarihten önceki kayıtlara ulaşamadık. Bu sebeple bu dönem hakkında bilgi sahibi olan Şahabettin Ateş’e başvurduk. Şahabettin Ateş, 1923’ten sonra Ulu Cami (Cami-i Kebir) haziresine defin olmadığını diğer mezarlıklara gömüldüğünü ifade etmiştir. Şahabettin Ateş’in ifadesine göre Kelkit Çayı kenarında ve bugünkü Sağlık Meslek Lisesi’nin kenarında bir mezarlık olduğunu, İmbat Çayının Kelkit Irmağına döküldüğü yerdeki mezarlığın selle yok olduğunu, Sağlık Meslek Lisesi’nin olduğu bölgede mezarlığında dönemin belediye idaresi tarafından kaldırıldığını ifade etmiştir. Ayrıca biri Rumlara, diğeri de Ermenilere ait iki tane gayrimüslim mezarlığının da bulunduğunu bu mezarlıkların mübadeleden sonra kaldırıldığını ifade etmiştir. Şahabettin Ateş’in ifadelerinden 1924-1934 yılları arasında vefat edenlere ait mezarların selden ve belediye tarafından kaldırılan bölgede olduğu sonucuna ulaştık.

 Sonuç olarak Erbaa mezar taşları, Osmanlı döneminden günümüze bizlere çok farklı bilgiler vermektedir. Erbaa mezar taşları ölen kişinin sosyal statüsünden (Müderriszâde Ali Bey, Eşraftan Hacı Mahir Efendizâde) , erkek ya da bayan olmasına, ölen bir insanın başka bir bölgeden gelip gelmediğine (Batum’dan göç edenler gibi), sosyal bir felaket olup olmadığına (1939 ve 1942 Depremleri gibi), sanat anlayışı ve kültürel değişimler (Harf inkılâbı, Soyadı kanunu gibi), ekonomik faaliyetler (tütün ekimi ve tekel yöneticileri), genç yaşta ölmesi (Yirmi dört yaşımda terki dünya eyledim) ve o bölgenin tarihsel süreci hakkında bilgiler vermektedir.

   Kaynaklar

Akçe, Fatih (2006), Osmanlıda Kültürel Hayat, Işık Yayınları, İzmir.

Demir, Çetin (2008), Tokat Erenler Tarihi Mezarlığı ve Mezar Taşları, Yüksek Lisans Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Van.

Gürlevik, Sebiha (2008), Sivas Mezar Kitabeleri Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sivas.

Özön, Mustafa Nihat (2008), Osmanlıca Türkçe Sözlük, İnkılap Yayınevi, İstanbul.

Pakalın , Zeki (1993),Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul.

Uğurluel, Talha (2003) , Osmanlı Mezar Taşlarının Dili, Sanat Tarihi.

Unat, Faik Reşit (1988), Hicrî Tarihleri Miladî Tarihe Çevirme Kılavuzu, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

Erbaa Ulu Cami Mezarlığı

Erbaa Dedem Bahçesi Mezarlığı

Erbaa Şıhlar Mezarlığı

Erbaa Deprem Mezarlığı

Erbaa Tepeşehir Mezarlığı

Erbaa Asrî Şehir Mezarlığı

Erbaa Çığlık Tekkesi Mezarlığı

 

Elektronik Kaynaklar

http://www.derki.com/inceledik/mezar-taslarinin-sirrini-cozen-adam

http://www.aa.com.tr/tr/yasam/14961--mezar-taslarinin-dili-

http://rumimevlevidergisi.reklam.com/hangi-cesit- ...or/4167928

 

[1] Dâm: Tuzak, Sayyad: Avcı, Şikar: Av, Tir-ü ban: Okçu, Ah-u zâr:  Ağlama, Darb: Vurma, Dest: El, Mir-ü mizan: Nice kimseler, Avdet: Dönüş, Rahgüzar: Geçecek yol, geçit , Bedhuy: Kötü huylu, Nabekâr: İşsiz, yaramaz, hayırsız, Zahm: Yara, Sagr: Geçit, korkulu yer, Veyl: Yazık









Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam73
Toplam Ziyaret258692
YAKUP
Saat
Kanuni'den Mora Valisi Bali Bey'e
"Her iyiliğin kaynağı adalettir.Adil olmayan kişinin elinden çıkan iş,kötü iştir. Peygamberimiz "Bir günün adaleti yetmiş yıllık ibadetten üstündür" buyurmuştur.Öyle insanlar var ki ellerinde fırsat yok iken salih, abid ve zahit görünürler,ellerine fırsat geçince nemrut kesilirler, ..Hizmetinde kullandığın adamların dış hallerine aldanma!Mala muhabbet göstereni devlet hizmetinde kullanma! Zira o adamlar ki,Allah'ın bana emanet ettiği halkı ezerler,Kıyamet günü sorumlu benim!...

Ey Gazi Bali Bey ;  mansıbımın geliri masrafıma yetmez diye gam çekme.Ne dileğin varsa benden iste.Sana emanet ettiğim askerlerimin ve tebamın gençlerini evlat,ihtiyarlarını baba, yaşlılarını da kardeş bil...Bilhassa fukaraya şefkat ve muhabbetle ihsan kapılarını aç..."

 DÜNYADA SÖZÜ DOĞRU HAK TANIR BİR ADAM BULAMADIM

Sultan III.Mehmet bir gün yanında bulunan devlet büyüklerine:

-"Bu dünyada sözü doğru hak tanır bir adam bulamadım" deyince, etrafındakilerde sebebini sordular.Bunun üzerine III.Mehmet şöyle dedi:

-"Şeyhülislam Bostanzade Efendiye iltifat ettim, derhal cahil bîr kardeşini Rumeli kazaskeri yaptı.Gene cahil bir gence rica ile Selanik kadılığını verdirdi. Bundan sonra babamın hocası Saadettin’e iltifat ettim,doğru ve hak bilir dedim, o da oğlunu Anadolu kazaskerliğine ve bir diğer oğlunu da Edirne kadılığına tayin ettirdi işte görüyorsunuz,ben artık kime güveneyim?"