• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Özgün Tarih Materyalleri
    • Tarihi Fıkralar
    • Tarih Yazılısından İnciler
    • Tübitak Tarih Proje Örnekleri
    • Sınavlar Bölümünde Bilgilerinizi Test Edebilirsiniz
    • Peygamberimizin Hayatı ve Örnek Ahlakı
    • Bulmacalarla Tarih Öğreniyorum
    • Tarih Sunuları için tıklayınız.
    • En güncel tarih sunuları burada.
ARİF ÖZBEYLİ
aozbeyli@gmail.com
ADALET ÜZERİNE
05/02/2026
  

ADALET ÜZERİNE

 

      İnsan yerleşik hayata geçip bir topluluk oluşturduktan sonra toplum hayatını düzenleyecek bazı kurallar koyma ihtiyacı duymuş, bir süre sonra da bunları uygulayacak yöneticilere ihtiyaç hasıl olmuş ve sonuçta da adalet kavramı insan ve toplum nezdinde vücut bulmuştur.

İlkçağ toplumlarında eşit olmayan sosyal sınıflar olduğu için birçok medeniyette adaletli bir yönetim oluşturulabildiği pek söylenemez, ancak bu toplumsal sınıflar ve ayrım ne acıdır ki yirminci yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde sosyal ayrıma uğrayan ve dışlanan kesimler hala vardır. Dolayısıyla dünyada adaleti yüzde yüz tesis etmek mümkün değildir. Bugün dünyanın en zengin ülkeleriyle yoksul ülkeleri arasındaki uçurum gitgide açılmaktadır. Dünyayı adil bir paylaşımla yönetmek ve bunun devamını sağlayabilmek ne kadar sürdürülebilir bir faaliyet olur tartışılan bir husustur.

Adil bir yönetim nasıl kurulur ilkçağdan günümüze pek çok düşünürün kafa yorduğu bir husustur. Konfüçyüs’e sordular bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ilk iş ne olurdu? Büyük düşünür şöyle yanıtladı: Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa yapılması gereken şeyler iyi yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa töre ve kültür bozulur, töre ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar, adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”  Soktates, “Yargıcın görevi adaleti lütfetmek değil, herkesin hakkını vermek; kendi keyfine göre değil, yasalara uyarak hüküm kurmaktır.” der. İskender Aristo’ya sorar,” Lider için adalet mi daha mühimdir, yoksa cesaret mi? Aristo, ” Adalet olduğu zaman cesarete gerek almaz” diye cevap verir.

“Eğer hukuk kuralları, liderlerin kararları ve yargıçların hükümlerini inşa etseydi, çoğunluğun oyları ve buyruklarını onaylıyor madem, çalmak, tecavüz etmek ve yalan tanıklık etmek, hak olurdu.” der Cicero.  “En adaletsiz şey, adaletten kazanç sağlamaktır.” der. Nuşirevan, ”Unutmayın! Bu senelerin bolluk olması, liderin adaletinden ve halkına karşı güzel niyetindendir. Allah’a şükür olsun ki, O benim güzel niyetimi diğer şeylerde de ortaya çıkarır.” der. Dante,“Ülke moral bir çöküntü içindeyken susan yansızlar için cehennemimde özel bir yer ayırdım.” diyerek yansızlığın ne feci bir şey olduğunu ve bir açıdan ülkeyi nasıl kemirdiğini ifade eder

Peki dünyadan bağımsız olarak İslam adalete nasıl bakmış? Şüphesiz adalet bir şeyi layık olduğu yere koymak, zulüm ise layık olmadığı başka bir yere koymaktır, demiş İslam alimleri.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette adalet üzerinde durulmuştur. Bunlardan bazılarını ifade edeesek:

 “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” Nisa-135

“Şüphesiz ki Allah emanetleri ehil ve erbabına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size gerçek ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki Allah sözlerinizi ve hükümlerinizi hakkıyla işitici bütün yaptıklarınızı hakkıyla görücüdür. ”Nisa suresi 58 ayet.

“Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına, onun iyiliğine olmadıkça el sürmeyin. Ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız hakkında bile olsa, adaletli olun. Allah’a verdiğiniz sözü eksiksiz yerine getirin. İşte düşünüp öğüt alasınız diye Allah size bunları emretti.” Enam 152.ayet.

      “Ey iman edenler! Allah için adaleti sağlayan şahitler olunuz. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli davranın. Bu, takvaya en yakın olan davranıştır. Allah’tan korkun, müttaki olun. Çünkü Allah her ne yaparsanız, bundan haberdar.” Maide Suresi 8.ayet.

” Muhakkak ki Allah adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder, hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” Nahl suresi 90.ayet.

 Maide Suresi 95. ayette bilhassa şu ifade önemli: “Bunu aranızda adalet sahibi iki kişilik takdir eder.”  Yapılacak işte adalet sahibi iki kişi aranıyor, çok önemli bir mesaj var burada. Hatta Maide Suresi 106.ayette de yine vasiyet esnasında iki adil kişi vurgusu var..    

Peygamberimiz, ”En üstün şehit o kimsedir ki, zalim bir hükümdara karşı emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapar ve bu sebeple onun tarafından öldürülür.” dedi. Hz. Ömer şöyle demiştir: “Birbirine adaleti emretmeyen bir kavim ne kötü kavimdir! Birbirine emr-i bil maruf ve nehy-i münker yapmayan bir kavim ne iğrenç bir kavimdir.”

Bir hadiste, “Yüce Allah şu yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan biri emri altındakilere adil davranan lider.” buyuruluyor.

Bir başka hadiste, “İnsanların Yüce Allah’a en sevimlisi ve en yakın olanı, adaletli liderdir. Onun en çok buğzettiği ve uzak tuttuğu kişi de, zalim liderdir.” buyuruluyor.

Bir başka hadiste şöyle buyurulmuştur: “Allah (s.a.v) şu üç kişiye bakmaz: 1- Yalancı ve zalim başkan 2- Zina eden ihtiyar 3- Kibirli fakir.”

Bir diğer hadiste, “İki kişi benim şefaatimden mahrumdur; zalim başkan ile dine bidat sokan Müslüman.” buyuruluyor.

Bir diğer hadiste, “Kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrayacak olanlar, halkın işlerini üstlenen ve onlara zulmeden başkandır.” buyuruluyor.

Ve Peygamberimiz diyor ki, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Bundan daha ağır biz ikaz olabilir mi? Onun için Bosna Savaşı’nda yapılan zulümlere sessiz kalanlara Aliya İzzetbegoviç’in tepkisi çok anlamlıdır. İzzetbegoviç ne diyor, “ Ve her şey sonra erdiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

İmam Ali (r.a) hilafeti zamanında bir Yahudi ile beraber mahkemede oturup muhakeme olmuşlar. Hem bir adliye reisi, bir memuru kanunca bir hırsızın elini kestiği vakit, bu memurun o zalim hırsıza hiddet ettiğini gördü o dakikada o memuru azleyledi. Hem çok teessüf ederek dedi ki, “Şimdiye kadar adalet namına böyle hissiyatını karıştıranlar pek çok zulmetmişler.”

Mevlana Mesnevi adlı eserinde adalet konusunda şunları söylüyor:

“Her kim Hz Ömer (ra.)’in adaletinden gafil olursa ona Haccac-ı Zalim adil gelir.”

“Hakiki muhafız şahın adaletidir, yoksa huzuru, emniyeti çavuşun, asesin sağlayacağını sanma.”

“Zulüm sahiplerinin kuyusu korkunçtur. Hakkın adaleti onları tekrar tekrar helak eder.”

Diyanet tefsirinde de adaletin toplum için ne kadar elzem olduğu şu cümlelerle ifade ediliyor:

“Bir toplumda iyiliği tavsiye edip kötülüğü önleyecek, hak ve adaleti tesis edecek kimseler bulunduğu sürece o toplum yok olmaz. Bunlar bulunmadığı takdirde o toplumun yok olması mukadderdir.” Yine Enfal suresinin tefsirinde şu bir ifade vardı: “İslam’ın hedefi, Müslümanların haklı haksız servet elde edip zillet ve adaletsizliğe düşülse bile refah içinde yaşamaları değildir. Ama kendi ülkelerinden başlamak üzere bütün dünyada hakkın, hukukun ve erdemin hakim olması, zulüm ve baskının ortadan kalkması, dini yaşama ve tebliğ etme imkanının elde edilmesidir.”

Adam Smith Milletlerin Zenginliği adlı eserinde adaletin toplum için ne kadar önemli olduğunu şu şekilde ifade ediyor:

 “Yargı erki yürütme erki ile birleşti mi, adaletin halk dilinde politikacılık denilen şeye sık sık feda edilmemesi imkansız gibi olur. Devletin büyük çıkarları kendilerine emanet edilen kimseler fesat görüşleri olmaksızın bile kimi zaman bir özel kişinin haklarını bu çıkarlara feda etmenin zorunlu olduğunu düşünebilirler. Gel gelelim her bireyin özgürlüğü kendi güvenliğini benliğinde duyması, adalet yönetiminin yalnızca işlemesine bağlıdır. Her bireyi kendine ait her hakkı elinde bulundurmasının güvenle sağlama bağlanmış olduğuna içten inandırmak için, yargı erkinin yürütme erkinden hem ayrılması hem o erk karşısında imkan ölçüsünde bağımsız hale getirilmesi gerekir. Yürütme erkinin geçici hevesine göre yargıcın memurluğundan çıkarılması ihtimali olmamalıdır. Maaşının aksamadan ödenmesi yürütme erkeğinin iyi niyetine hatta tutumluluğunun yerinde olmasına bile bağımlı kalmamalıdır.” s.804.  “Düzgün bir adalet yönetimi bulunmayan; malına mülküne tasarruf bakımından halkın içinde güvenlik duymadığı, sözleşmelere bağlı kalmanın kanunlarla desteklenmediği ve bütün ödemeye gücü yetenleri borçlarını ödemeye zorlamakta devlet nüfuzunun yolu yordamı ile kullanıldığı varsayılmayan devlette, ticaretle sanayinin uzun süre serpilip gelişebildiği seyrektir. Sözün kısası, bir devlette hükümetin adaletine karşı belli bir derecede güven olmazsa orada ticaret de sanayi de pek seyrek gelişebilir.”

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk Yaşanan Hukuk Özlenen Hukuk adlı eserinde adalet ve ülkemizdeki yargı konusunda şunları ifade ediyor:

 “Yargının kesinleşmiş kararları elbette eleştirilir, eleştirilecektir de. Çünkü bu, hukukta gelişmenin vazgeçilmez çaresidir. Eleştiri, Buda’nın dediği gibi, hem doğrulara ulaşma, hem de gelişme konularında, eleştirilene paha biçilmez bir hazine sunar.”

“Yargının düzgün işleyip işlemediği, adaletin nasıl gerçekleştiği, yargının hangi kararları aldığı konularında halkın yargıyı izleme ve bilgi edinme hakları vardır. Eski Atina’dan beri uygulanan duruşmaların herkese açıklığı ilkesi bunu bir ölçüde sağlar.”

“Bir ülkede verilen kararların yarısı, hatta üçte ikisi yüce Yargıtay’ca bozuluyorsa bunun anlamı şudur: Olay aynı olduğu halde dört karardan üçünde ya da yarısında, hukukçular, çoğu zaman aynı terimlere başka başka anlamlar yükledikleri için, hukuksal tanı da birleşememektedirler. Özellikle bozma kararlarındaki yüksek oran, adli yanılgı olasılığının ne denli çok olduğunun kanıtıdır. ”

 “Anayasamıza göre, “Yargıçlar Anayasaya, yasaya ve “hukuka uygun” düşen vicdani kanılarına göre karar verirler.”

 “ Yargıçlar, yasalara göre sadece hüküm kurarlar, ama asla hükümet etmezler, edemezler. Ederlerse, politik, kişisel kaygılarla, inançlarla hüküm kurarlarsa orada artık parlamenter rejimden, erkler ayrılığından, demokrasiden ve hukuka bağlı devletten değil, yargıçlar hükümetinden, yani juristokrasiden söz edilir. Bu nedenle yargıçlar, yetkilerini kullanırken bağımsızlık bahanesiyle hükümet etmekten, yani yargıç hükümeti noktasına gelmekten özenle kaçınmak zorundadır.”

 “Yargıç, her şeyden önce yazılı hukuka göre karar verir. Yargıç yazılı hukukun, yasanın üzerinde olamaz.”

“İsa, zina suçundan taşlama ile ölüm cezasına çarptırılan Maria Magdelana’yı ellerindeki taşlarla bekleyen çılgın kalabalığa, “En suçsuz olanınız ilk taşı atsın” diyerek kurtarmıştı. “Hiç suçsuz olan” demeye gerek bile duymamıştı. İşte eskiler adil insanı iyiliği kötülüğüne baskın kimse (hasenatı seyyiatına galip kimse) diye tanımlarlar. Çünkü kötülük yapmamış insan henüz yeryüzüne gelmemiştir.”

“Bilim sağlam dildir (Candille). Hukuk dili bir üst ve ortak dildir. Böyle bir ortak dil oluşturulmazsa herkes kendine göre bir hukuk yaratır, bu ise kaostur, karmaşadır, hukuk çokluğudur. O yüzden ortak hukuk sözlüğümüzü, küresel kavramların ışığında tez elden oluşturmalıyız.”

“Batı yasalarını doğuluca uygulayan bir hukuk karşısındayız. Yasalar yerine oturmamakta, yasa almanın hukuk devrimini gerçekleştirmeye yetmediği ortaya çıkmaktadır.”

“İşi yargıya düşmeyen aile yok gibidir. Türk toplumunun bütün bireyleri adeta yargısallaşmışlar/adlileşmişler.”

“Adalet sokağın sıcak mantığıyla değil, herkese iddia ve savunma hakkı tanıyan hukukun mantığı ile inşa edilir.”

“Hiçbir ülkede tanığı dinlemeyen yargıç o tanığın anlatımını değerlendirme yetkisine sahip değildir.”

Ülkemizde yargı erki konusunda uzun zamandan beri devam eden ve günümüzde de bir açıdan kangrenleşen bir durum olduğu çok açık çünkü yargı kararlarından memnuniyetsizlik had safhada, yargıya güven maalesef dip yapmış durumda. Adaletin tesis edilemediği kanaati toplumun genelince kabul edilen bir gerçek. Dolayısıyla bunun toplumun sadece belli bir kesimini ilgilendiren bir husus olmadığı kabul gören bir realitedir artık. Önemli olan bu sorunu kısa, orta ve uzun vadede nasıl çözebiliriz, bunun üzerine kafa yormamız. Bu sonucun ortaya çıkmasında pek çok etkenin yanında yargıç kalitesinin etkili olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu kabulle sorun uzun vadeli olarak eğitimle ve adil bir biçimde çözülebilecektir. Acil olan ise kısa ve orta vadeli çözümlerdir. Kısa vadeli en önemli çözüm muhakkak ki siyasetin yargı üzerindeki vesayeti çekmesidir. İkinci olarak Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını ivedilikle uygulamaktır. Orta vadeli çözüm ise yargı mensuplarının tamamlayıcı eğitimlerden geçirilmesidir.

Uzun vadeli çözüme gelince, uzun vadeli çözüm sadece yargı mensuplarının iyi eğitilmesi ve iyi seçilmesi ile çözümlenecek bir husus değil. Bu ancak toplumdaki adalet duygusunun yerleşmesiyle mümkündür. Bu da ahlakla, terbiye eğitimi ile çözülecek bir husustur. Nurettin Topçu Ahlak Nizamı adlı eserinde, “Terbiye bütün boşlukları doldurduğu zaman, adalet tabii realite haline gelecektir.” diyor. Dolayısıyla sadece yargı mensuplarını yetiştirmekle bu sorunun çözülmesi mümkün değil. Toplum ahlaki olarak ne kadar sağlam olursa yargıcın önüne o oranda daha az sorun, daha az dava gelir. Yani toplum yargı mercilerinin önüne gelmeden kendi aralarında sulhu ve adaleti sağlarsa yargı mercilerinin işi kolaylaştığı gibi mevcut davaları da en adil şekilde daha hızlı bir şekilde sonuçlandırabilir. Çünkü geciken adalet, adalet değildir. Bunun önemini bilen Atatürk, “Hiçbir toplum yoktur ki ahlaki temeller üzerinde yükselmesin” diyor. Bugün pek çok batılı ülkede adaletin tesis edilmesinin en önemli sebebi toplumun ahlaki düzeyinin yüksek olmasıdır. Onlar bireyleri iyi bir eğitimden geçirdikleri için adaletin tesisi ve toplumdaki güven konusunda hiçbir sorun yaşamıyorlar. Bizim toplumumuzda da adaletin tesisi muhakkak ki ahlaklı bir toplum inşasıyla olacaktır. Kaldı ki bizim dinimizin en temel unsuru da ahlaktır. Peygamberimiz, “Ben güzel ahlak tamamlamak için gönderildim.” diyor. Ülkemizde natamam bir hukuk ve adalet varsa, bu natamam bir ahlak yüzündendir. Ahlak tamam olduğunda emin olun, adalette tamam olacaktır.



142 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

EĞİTİM ÜZERİNE - 19/01/2026
Son dönem yaşanan toplumsal bazı sorunlar (şiddetin yaygınlaşması, bilhassa çocuklarda), beraberinde toplumda bunun kökenlerini aramaya itti. Birçok etken üzerinde duruldu; ekonomik zorluklar, ailevi sorunlar, sosyal farklılıklar, cezasızlık algısı,
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam231
Toplam Ziyaret1332801
Saat